Günlerdir, sabahları uyanışın anlamını yeniden tanımlayan bir merak dalgası etkiliyor. Artık yataktan kalkmadan bile, hangi kurumlar, hangi isimler bugün yeniden şekillenmek üzere? ‘Kayyum’ kavramı, bir yönetim biçimi olmanın ötesinde, ülkenin nabzını tutma aracı gibi karşımıza çıkıyor.

Son bir yıl içinde, adeta bir operasyon ritüeli oluşmuş durumda. Her gün, farklı bir kurum, farklı bir isim, farklı bir gerekçe ile devreye giriyor. Suç örgütlerine operasyonların önemi tartışılmaz olsa da, bu ritüel zaman zaman farklı boyutlara evriliyor. Özellikle, iktidarla ilişkili olanların faaliyetleri, bir nevi ‘denge’ arayışının sonucu gibi görünmeye başlıyor. Bu durum, toplumun farklı kesimlerinde, özellikle de medya ve sivil toplum alanlarında derin bir güvensizlik ortamına yol açıyor.

Kayyum atama uygulaması, geçmişte de karşımıza çıkmış olsa da, son dönemde medya kuruluşlarına odaklanması, özellikle dikkat çekici. Flash TV, Habertürk, Tele1, Ekol TV ve Halk TV gibi kanallara atanan kayyumlar, kanallarının iç işleyişini tamamen değiştirdi. Yayın politikaları yeniden şekillendi, yetişmiş personel ayrılmaya zorlandı ve kurumların içi boşaltıldı. Bu durum, basın özgürlüğüne yönelik ciddi bir tehdit olarak değerlendiriliyor. Ancak, bu süreçte, kanalların patronlarına yönelik suçlamalar, genellikle kesinleşmiş bir ceza olmadan yapılıyor. Bu durum, hukukun üstünlüğü ilkesine aykırı olarak görülüyor.

Şu anda, kayyum atama gündeminin odağı, ekonomi yönetimi, SPK, Borsa İstanbul ve TÜİK gibi kritik kurumlar oluyor. Bu kurumların, enflasyonu iktidarın istediği oranlara çeken, ekonomiyi yönlendiren rolü, bu atamaların gerekçesi olarak öne sürülüyor. Ancak, bu durum, basın özgürlüğünü kısıtlayan bir uygulamadan daha fazlası olduğunu gösteriyor. Bağımsız gazeteciliğin önündeki engelleri kaldırmak, kamu ihalelerinin şeffaf bir şekilde yürütülmesi ve kamu reklamlarının eşit dağıtılması gibi konulara odaklanmak gerekiyor. Aksi takdirde, medya özgürlüğü ciddi şekilde zarar görecektir.”}p>