Yargı salonlarının sessizliğinde bir dönüm noktası yaşanıyor! Bir buçuk yıldır tutuklu bulunan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, İBB’ye açılan davada ilk savunmasını yapmaya başladı. Bu savunma, sadece bir yargılama sürecini değil, aynı zamanda Türkiye’nin siyasi ve hukuki atmosferindeki derin çatışmaları da gözler önüne seriyor.
İlk günde İmamoğlu, adalete olan güvenini koruyarak, iftira atmanın, haysiyet cellatlığının ve ailelere yönelik yapılan haksız saldırıların kabul edilemez olduğunu açıkça belirtti. Tarihin, bu tür uygulamaları asla unutmayacağını ve ilgili aktörlerin bir gün adil yargılanacağını ifade etti. Türkiye’nin operasyonel bir cumhuriyete indirgenmeye çalışıldığını ve bu durumun kabul edilemez olduğunu vurgularken, muhalif seslerin güçlenmesi ve ortak bir mücadele vermesi çağrısında bulundu.
İmamoğlu’nun savunması, sadece adalet arayışının değil, aynı zamanda Türkiye’nin geleceğine dair bir mesaj da barındırıyor. Seçilmiş yöneticilerin tutuklanması, belediyelere yapılan tehdit ve şantaj, ana muhalefet partisinin ısmarlama davalarla dizayn edilmeye çalışılması ve gazetecilerin haberleri nedeniyle tutuklanması gibi olayları kınarken, devlet ile iktidar arasındaki ayrımı vurguladı. Devletin, iktidarın değil, milletin sahibi olduğunu ve iktidarın seçimlerle geldiğini, devletin ise kalıcı olduğunu hatırlattı.
Ekrem İmamoğlu’nun savunması, sadece hukuki bir mücadele değil, aynı zamanda toplumsal bir uyarı niteliğinde. Demokrasiyi öldürmenin yollarının, hakemleri ele geçirmek, oyuncuları oyundan atmak ve oyunun kurallarını değiştirmek olduğunu belirterek, bu tehlikeli sürecin farkındalığına dikkat çekti. Bir memurun sadakatinin anayasaya, kanuna ve millete olması gerektiğini, kamu görevlisinin iktidarın beklentilerine göre hareket etmemesi gerektiğini vurgulayarak, hukukun üstünlüğüne ve adil bir demokrasiye olan inancını pekiştirdi. Bu savunma, sadece İmamoğlu’nun değil, tüm hak arayan, özgürlüğün ve adaletin savunucularının ortak sesi olarak yankılanıyor.”}çıkartıyor yani. Bu nasıl olur? Nasıl bir kişisel menfaatle böyle bir şey düşünülebilir? Her şeyin önündedir memleket; makamın, mevkinin; ister cumhurbaşkanı ol, ister partinin genel başkanı ol, ister vekil ol, ister bakan ol, ne olursan ol,
Ben buradan tüm muhalif düşünceye sahip insanlarımıza sesleniyorum. Birbirinizden güç almalısınız. Bu vurgunculara karşı milletçe bir araya gelmelisiniz. Bu vurgun düzenine karşı yüz binlerce insanımız bir araya gelmelidir. Milyonlarca insanımız sesini birlikte en gür şekilde çıkarmak zorundadır. Bu tarihi bir mücadeledir.
Millet egemenliğinin gerçek ölçüsü, iktidarın nasıl seçildiği değildir. İktidarın millet tarafından değiştirilip değiştirilemediğidir.
Seçilmiş belediye başkanları tutuklanıyor. Belediyelere tehditle şantajla çökülüyor. Ana muhalefet partisi ısmarlama davalarla dizayn edilmek isteniyor. Gazeteciler haber yaptığı için tutuklanıyor. Hakkını arayan işçi, toprağını savunan köylü, ben bu düzeni kabul etmiyorum diyen genç gazla, copla, tutuklamayla karşılaşıyor.
Devlet ile iktidar kavramı tümüyle birbirine girmiştir... Halbuki devlet başkadır, iktidar başkadır. İktidar geçicidir, devlet kalıcıdır. İktidar seçimle gelir, seçimle gider. İktidarın kendisini devletle özdeşleştirdiği zaman Cumhuriyetin temel dengesi bozulur. O partiye yönelen eleştiri devlete saldırı sayılır. O partinin rakibi devletin düşmanı ilan edilir. O partinin çıkarı devletin çıkarı gibi sunulur. Çok tehlikelidir. Devletin sahibi kesinlikle iktidar değildir. Devletin sahibi net olarak millettir.