Türkiye’nin uzun süredir devam eden açılım çabaları, 10 Ağustos 2023 tarihinde TBMM’de kabul gören “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi” ile yeni bir döneme girmiş durumda. Bu yasa, örgütün fiili varlığına son verilmesi ve silahların teslim edilmesi gibi temel şartların yerine getirilmesi halinde süreci başlatacak mekanizmalar öngörüyor. Ancak, sürecin hayata geçirilmesi için kritik olan MGK (Milli Güvenlik Kurulu)’nun onayına bağlı olması, belirsizlikleri artırmakta. 30 Eylül’de yapılacak MGK toplantısının ardından yayımlanacak raporun içeriği, sürecin kaderini belirleyebilir.
PKK terör örgütünün yapay zekası olarak kabul edilen KCK’nin sözde yöneticisi Bese Hozat’ın son açıklamaları, sürecin karmaşıklığını daha da derinleştiriyor. Hozat, silahların teslimine ilişkin retoriklerini sürdürerek, bunların bölgedeki “öz savunma” amaçları doğrultusunda kullanılabileceğini savunuyor. Bu yaklaşım, yasada öngörülen koşulların yerine getirilmesi konusundaki endişeleri artırırken, kamuoyunda da farklı tepkilere yol açma potansiyeli taşıyor. Hozat’ın aynı zamanda Abdullah Öcalan’ın serbest bırakılması ve “umut hakkının” tanınması çağrısı yapması, süreci daha da karmaşık bir hale getiriyor. Bu çağrılar, AKP kulislerinde özellikle dikkatle değerlendiriliyor.
AKP kaynakları, Çerçeve Yasa’nın uygulanması için yasal bir zemin oluşturulmuş olsa da, güvenlik birimlerinin örgütün silah bırakma ve faaliyetlerine son verme koşullarını yerine getirip getiremediğine dair detaylı bir değerlendirme yapılması gerektiğini vurguluyor. MGK raporunda olumsuz bir değerlendirme yapılması durumunda, sürecin askıya alınabileceği ve hatta tamamen durabileceği ihtimali üzerinde duruluyor. Bu durum, sürenin ilerleyişi için kritik bir risk oluşturuyor. MİT’in de bu konuda önemli bir rol oynadığı ve raporun içeriğinin MGK tarafından yakından inceleneceği belirtiliyor. Bu nedenle, güvenlik birimlerinin raporu hazırlarken titizlikle hareket etmesi ve olası tüm senaryoları göz önünde bulundurması gerekiyor.
Sürecin geleceği, sadece güvenlik birimlerinin değerlendirmesine değil, aynı zamanda DEM Parti’nin tutumuna ve terör örgütünün davranışlarına da bağlı olacak. DEM Parti’nin kimi taleplerinin parti içinde “kabul edilmesi mümkün olmayan” olarak değerlendirilmesi ve örgüt yöneticilerinin açıklamalarının da rahatsızlık yarattığı ifade ediliyor. Bu nedenle, sürecin kesintiye uğraması halinde, DEM Parti ve terör örgütünün daha pragmatik bir yaklaşım sergilemesi ve süreci yeniden canlandırmaya yönelik adımlar atması gerekiyor. Aksi takdirde, açılım çabaları bir kez daha başarısızlıkla sonuçlanma riski taşıyor.”}p>