İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu hedef alan davada, savunmaların üçüncü gününde önemli bir dönüm noktası yaşandı. 53 tutuklu sanıklı İBB Davası’nda İmamoğlu, davanın siyasi motivasyonunu sorgularken, ailesine yönelik iddialara ve şahsi hakaretlere karşı sert tepkiler verdi. Mahkemedeki bu yoğun savunma, İmamoğlu’nun davanın arkasındaki gerçeklerin de ortaya çıkacağını ima etti.

İmamoğlu, savunmasında, davanın ‘siyasi değilmiş’ yöneltilen iddialara karşı, “Dilimin kemiği yok!” diyerek, canının okunuyor hissettiğini vurguladı. Aile bireylerine yönelik yapılan ahlaki ve vicdani saldırıları, namus, haysiyet ve şeref kavramlarına dayalı bir itirazla yanıtladı. Ailesinin yaşadığı zorlukları ve mağduriyetleri dile getirerek, davada adaletin yerini bulacağına dair kararlı bir tutum sergiledi. Bu savunma, İmamoğlu’nun sadece kendisini değil, aynı zamanda ailesinin de yaşadığı travmayı kamuoyuna duyurma çabası olarak değerlendirilebilir.

Savunmasının devamında, İmamoğlu, babasının emekli maaşının alınmamasına ilişkin iddiaları ve oğlu Selim İmamoğlu’nun yurt dışı seyahatlerine yönelik yasağını da ele aldı. Aile üyelerinin haklarının fiilen engellendiğini ve bu durumun kendisini de olumsuz etkilediğini belirterek, hukuki süreçlerdeki adaletsizliğe dikkat çekti. İmamoğlu, aile bireylerinin siyasi arenadaki faaliyetleri için belirlenen prensipleri ve bu prensiplerin uygulanmadığını vurgulayarak, bu durumun hem kendisini hem de ailesini mağdur ettiğini ifade etti. Bu noktada, İmamoğlu’nun aile değerlerine ve bireysel özgürlüklere verdiği önem, kamuoyunda geniş bir yankı uyandırdı.

İmamoğlu’nun savunmasının en dikkat çekici kısımlarından biri, belediye başkanlığı dönemindeki ticari faaliyetleri ve şirketin çalışma süreçleri hakkında yaptığı açıklamalar oldu. Şirket çalışanlarına konut satışı yaptığı ve bu satışlarda indirimler uyguladığı bilgisi sunuldu. Ancak, bu satışların “para aklama” suçuna yol açtığı iddiası, savcı tarafından gündeme getirildi. İmamoğlu, bu iddiayı çürüterek, tüm belgelerin mevcut olduğunu ve işlemlerin şeffaf bir şekilde yürütüldüğünü savundu. Ayrıca, aile ve kamu kurumları arasındaki sınırın net bir şekilde çizildiğini ve bu sınırın ihlal edilmediğini vurgulayarak, davadaki suçlamaların temeline oturtulması gerektiğini belirtti. Bu savunma, İmamoğlu’nun savunma stratejisinin bir parçası olarak, tüm iddiaların kanıtlarla desteklenmesi gerektiğini vurgulamaktadır.

Dava süreci boyunca İmamoğlu, İstanbul’un farklı bölgelerinde gerçekleştirilen projeleri de detaylı bir şekilde anlattı. 5,5-6 yılda 44 ilde 81 projeye imza attıklarını, özellikle Kars, Kastamonu, Malatya, Adıyaman, Antakya ve Sinop gibi bölgelerde yaptıkları sosyal ve kültürel yatırımları sıraladı. Köprüler, pazar yerleri, reyhan çayı tesisleri, kent meydanları, kültür merkezleri, camiler ve cemevleri gibi çeşitli projelerin hayata geçirildiğini belirterek, İstanbul’dan Anadolu’ya uzanan bir hizmet ağı oluşturduklarını ifade etti. Bu projelerin, sadece ekonomik kalkınmayı desteklemekle kalmayıp, aynı zamanda farklı kültür ve inançlara sahip topluluklar arasında köprü kurduğunu vurguladı. İmamoğlu’nun bu anlatımı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin sadece İstanbul şehrini değil, tüm Türkiye’nin kalkınmasına katkı sağlayan bir kurum olduğunu kamuoyuna duyurma çabası olarak değerlendirilebilir.