İstanbul'un son dönemde yaşadığı yıkıcı sel olayları, sadece doğal bir afet olmanın ötesinde, uzun süredir devam eden planlama ve yönetim hatalarının somut bir göstergesi olarak karşımıza çıkıyor. TMMOB Meteoroloji Mühendisleri Odası’nın yaptığı açıklama, bu felaketin ardındaki karmaşık tabloyu aydınlatırken, çözüm önerileri için de önemli bir çerçeve sunuyor.
Oda, geleneksel yaklaşımların, yalnızca aşırı yağışların sorumluluğunu üstlenerek konuyu basitleştirdiğini belirtiyor. “Son 84 yılın en şiddetli yağışı” gibi ifadeler, bilimsel bir analiz yerine, duygusal tepkilerle şekillenmiş algıları pekiştiriyor. Gerçek ise, kentlerin, iklim değişikliğine karşı yeterince dirençli olmaması, dere yataklarındaki yapılaşma ve bilimsel verilere dayanmayan ıslah projelerinin bir araya gelmesiyle ortaya çıkmış karmaşık bir afet senaryosudur. Bu durum, İstanbul gibi büyük şehirlerde sıkça karşılaşılan bir paradokstur: Yağışlar “normal”ken, sonuçlar “aşırı”dır.
Açıklamanın en dikkat çekici noktalarından biri, uzun yıllardır su baskını riskinin var olmasına rağmen, bu riskin önlenememesi konusundaki eleştiridir. Yıllarca süren uyarılar, 4373 sayılı Taşkın Sulara ve Su Baskınlarına Karşı Korunma Kanunu’nun uygulanmasının sağlanamaması ve sadece yapılaşma taleplerini göz ardı eden planlamanın, felaketin kaçınılmaz olmasına neden olduğunu gösteriyor. Su akışını değiştiren, doğal düzeni bozulan yapılar, riskleri artırırken, aynı zamanda yeni felaketlerin de temelini oluşturmaktadır.