TBMM'de gündeme gelen Kızılay kanunu teklifi, 6 Şubat depremlerinden sonra yaşanan yardımlama sürecinde ortaya çıkan ciddi eleştirileri yeniden yüzeye taşıdı. Bu durum, sadece Kızılay'ın hukuki ve operasyonel yapısının yeniden şekillendirilmesini değil, aynı zamanda yaşanan olayların toplum hafızasında derin izler bıraktığını da gösteriyor. Özellikle, depremzedelerin temel ihtiyaçlarını karşılamada yaşanan aksaklıklar ve bu aksaklıkların arkasındaki mali kaygılar, kamuoyunda büyük bir hoşnutsuzluğa yol açmıştı.
İstanbul milletvekili Birol Aydın'ın Kızılay'ın faaliyetlerinin şeffaf bir şekilde denetlenmesi ve kurumsal yapısının netleştirilmesi çağrısı, bu hoşnutsuzluğun temel nedenlerine işaret ediyor. Aydın'ın vurguladığı gibi, ticari faaliyetlerin kontrol altında tutulması, hem depremzedelerin güvenini yeniden tesis etmek hem de Kızılay'ın itibarını korumak açısından hayati önem taşıyordu. Teklifin, sadece Kızılay'ın statüsünü düzenlemekle kalmayıp, aynı zamanda kurumun görev ve yetkilerini genişletmesi, bu endişelerin daha da artmasına neden olmuştu.
DEM Partili Onur Düşünmez'in yaptığı çarpıcı yorum ise, bu durumun sadece bir ticari operasyon olmadığını, aynı zamanda halkın vicdanında derin bir yara açtığını açıkça ortaya koyuyordu. “6 Şubat'ta soğukta binlerce insan yaşam mücadelesi verirken ‘kar etme hırsıyla’ çadır satışı yapılması,” ifadesi, iktidarın insanlık felaketinden nemalanmaya çalışmış olmasını sert bir şekilde eleştiriyordu. Düşünmez’in kullandığı “bu gözü dönmüşlüğü asla unutmayacağız” ifadesi, halkın tepkisinin sadece bir eleştiri olmadığını, aynı zamanda bir hesap sorma arzusunun da ifadesi olduğunu gösteriyordu. Bu durum, halkın, yaşananların sonuçlarının etkili bir şekilde değerlendirilmesini ve sorumluların hesap vermesini talep etmesini sağladı.
Bu tartışmaların merkezinde yer alan eski Kızılay Başkanı Kerem Kınık'ın olayları yönetmesinde yaşanan hatalar ve ardından gelen yargılamanın da, halkın tepkisini daha da körüklemesi etkili oldu. Kınık’ın sadece 3 ay hapis cezası alması ve bu cezanın eleştirilere yol açması, sürecin şeffaf olmadığı ve adaletin sağlanmadığı yönündeki algıyı güçlendirdi. Bu durum, halkın, yaşananların yeniden gözden geçirilmesini ve gerekli adil önlemlerin alınmasını talep etmesine zemin hazırladı. Kızı Zehra Kınık'ın meydana gelen talihsiz kazası da, bu karmaşık tabloya bir başka boyut ekledi ve yaşananların insanlık trajediyatını daha da derinleştirdi.”} p>