Türkiye’nin birçok bölgesinde, son zamanlarda yaşanan aşırı yağışlar sonucu meydana gelen sel felaketleri, şehirlerin geleceği hakkında acil bir tartışma başlatmaya neden oldu. Özellikle İstanbul, Yalova, Kocaeli, Sakarya, Muğla ve Antalya gibi büyük şehirlerdeki yıkıcı etkiler, sadece altyapı sorunlarını değil, aynı zamanda uzun vadeli kent planlama stratejilerinin de sorgulanmasına yol açtı. Yolların su altında kalması, doğal akış yollarının tıkalı hale gelmesi ve vatandaşların yaşam alanlarında mahsur kalması gibi acı sonuçlar, bu durumun ne kadar önlenebilir olduğunu gösteriyor.

Enerji ve İklim Uzmanı Önder Algedik, bu felaketlerin ardındaki temel nedenin, uzun yıllardır süregelen imar politikaları olduğunu vurguluyor. Algedik’e göre, dere yataklarının daraltılması, su havzalarının yapılaşmaya açılması ve şehirlerin, doğal su akışını engellemeye yönelik olarak tasarlanması, doğrudan bir “imar kararı” olarak kabul edilmelidir. Bu yaklaşım, kentlerin doğal dinamiklerini göz ardı ederek, olası felaketlere karşı hazırlıksız kalmanın en büyük göstergesi olarak değerlendiriliyor. 14 yaşındaki çocuğun hayatını kaybettiği gibi trajik olaylar, bu durumun insan hayatı üzerindeki yıkıcı etkisini somut bir şekilde ortaya koymaktadır.

Algedik, yaşananların sadece iklim değişikliği veya aşırı yağışlar sonucu meydana geldiğini savunmuyor. Son yıllarda, Türkiye’nin büyük kentlerinde gözlemlenen yapılaşma yoğunluğu da bu felaketlerin artmasında önemli bir rol oynuyor. Son beş yılda İstanbul’da 98 milyon metrekare kat alanın tamamlandığı ve 124 milyon metrekarelik inşaatın başladığı belirtiliyor. Bu, Büyükada’nın yaklaşık 18 katına, yani 18 katı kadar alanın tamamlanması ve 23 katı kadar alanın inşa edilmesi anlamına geliyor. Aynı dönemde, trafiğe kayıtlı otomobil sayısının da bir milyondan fazla artarak, İstanbul’u “beton ve asfalt” bir şehre dönüştürdüğünü vurguluyor. Bu durum, suyun doğal yollarından akışını engellemekte ve su baskınlarına zemin hazırlamaktadır.

Önder Algedik, yaşanan felaketlerin sadece suyun miktarıyla değil, aynı zamanda kentlerin nasıl planlandığı ve yönetildiğiyle de ilgili olduğunu belirtiyor. Kartal, Bakırköy, Kağıthane, Maltepe gibi ilçelerdeki su baskınları, bu bölgelerin zaten betonlaşmış yapısının bir sonucu olarak değerlendiriliyor. Ayrıca, kentsel dönüşüm projeleriyle apartmanların bahçelerinin bile betona gömülmesi, suyun doğal akışını daha da engellemekte ve felaket riskini artırmaktadır. Algedik, İzmir’deki benzer bir olayın ardından, belediye kuruluşlarının ve elektrik dağıtım şirketlerinin kusurlu bulunması üzerine, “Sorumlu kim ise adıyla açıklanmalı, hesap vermeli” çağrısında bulunuyor. Bu çağrı, sadece bireysel sorumluluğu değil, aynı zamanda devletin ve belediyelerin kentlerin geleceği için daha özenli ve sürdürülebilir planlar yapması gerektiğini de işaret ediyor.”} att:false