Zeytin hasadının en kritik döneminde, sektörde bir felaket haberi yükseldi. Üreticiler, rekortez rekolteyle karşı karşıya kaldıkları bu süreçte, zeytinlerinin dalda kalmasına ve ciddi zararlar görmesine göz yummak zorunda kalıyorlar. 2022’den beri tırmanan maliyetler ve uluslararası arenada zayıflayan rekabet güçleri, bu durumu daha da acı hale getiriyor. Zeytinyağının kilogramı marketlerde 400 liradan, zeytinyağının ise 220-230 lira aralığında satıldığı bu dönemde, üreticiler için hayatta kalma mücadelesi başlıyor.

Edremit Ticaret Odası Başkanı Ahmet Çetin, durumun ciddiyetini gözler önüne seren çarpıcı ifadelerle konuşarak, “Üreticiler bırakın işçi tutmayı, kendileri bile zeytini toplasa zarar eder” diyerek, sektörün en kritik anlarından birine işaret ediyor. Düşük fiyatların, yüksek rekolte ve artan girdi maliyetleri ile birleşmesi, üreticiler için sürdürülebilir bir üretim imkanı yaratmayı neredeyse imkansız hale getiriyor. Özellikle, makineli hasada uygun olmayan ağaçların, el emeğiyle toplanması gerektiği gerçeği, maliyetleri daha da artırıyor.

Çetin, Avrupa’da verilen litre başına 1 euroluk desteği (yaklaşık 50 TL) talep ederek, Türkiye’de de benzer bir uygulamanın hayata geçirilmesi gerektiğini vurguluyor. Bu destek, üreticinin zeytinyağını faturalandırabilmesini ve böylece Destekleme ve Fiyat İstikrar Fonu’ndan (DFİF) yararlanabilmesini sağlayacaktır. Bu durum, kayıt dışı ekonominin önüne geçilmesine, hem üreticiye hem de tüketiciye fayda sağlayacak bir “kazan-kazan” senaryosunu yaratacaktır. Ancak, üretilen zeytinyağının tamamının tüketilmediği ve yıllık 200 bin tonun ihracat yoluyla ülke dışına çıktığı göz önüne alındığında, bu destekleme mekanizmasının hayati önem taşıdığı açıkça ortaya çıkıyor.

<

Sektörün geleceği, ihracatçıların da desteklenmesiyle doğrudan bağlantılı. İhracatçılara verilen destek, ihracatın artmasına, döviz girdisi olmasına ve enflasyonun yükselmesini engellemesine yardımcı olacaktır. Ancak, Avrupa’da yaşanan kota ve ABD’nin Türkiye’ye uyguladığı ek vergiler gibi dış faktörler de göz ardı edilmemeli. Ülke farklı pazarlara açılmak, Türk Cumhuriyetleri, Uzak Doğu ve İngiltere gibi hedef pazarların belirlenmesi ve tüm paydaşların ortak bir stratejiyle hareket etmesi, sektörün geleceğini şekillendirecektir. Bakanlıklarla yapılan görüşmeler ve alınacak önlemler, bu zorlu süreçte umut ışığı olmaya devam ediyor.”}”>