ABD ekonomisinde yaşanan enflasyonist baskı, Merkez Bankası’nın (Fed) gelecekteki adımlarını şekillendiren kritik bir dönüm noktası oluşturdu. Eylül ayında açıklanan tüketici fiyat endeksi (TÜFE) verileri, beklentilerin oldukça üzerindeki artışıyla Fed’in karar alma sürecini derinden etkiledi.
TÜFE, yıllık bazda yüzde 3,7’ye yükselerek, daha önce yüzde 3,4 seviyesinde olan artışı önemli ölçüde aştı. Aylık enflasyon da yüzde 0,6 ile piyasa beklentilerinin gerisinde kaldı. Bu durum, özellikle gıda ve enerji fiyatlarındaki belirgin yükselişlerin enflasyonist baskıyı artırmasının etkisini gözler önüne serdi. Doğal gaz fiyatlarındaki yüzde 9,1’lik ve enerji endeksindeki yüzde 5,2’lik artış, enflasyondaki aylık yükselişin büyük bir bölümünü oluşturdu.
Bu beklenmedik enflasyon artışı, piyasalarda Fed’in Ekim toplantısında 25 baz puanlık bir faiz artırımı yapma olasılığını yüzde 20’den yüzde 43,7’ye yükseltti. Vadeli işlem verileri, Aralık ayında yılın ikinci faiz artırımının gerçekleşme ihtimalinin de yüzde 50’nin üzerinde olduğunu gösterdi. ABD’nin 10 yıllık tahvil getirisi ise bu gelişmeyle birlikte yüzde 5,3’ün üzerine tırmandı.
Piyasa analistleri, çekirdek TÜFE’deki sürpriz artışın, geçici faktörlerden ziyade geniş kapsamlı fiyat artışlarının bir sonucu olduğunu vurguluyor. Fed yetkilileri arasında enflasyonla mücadele konusunda genel bir fikir birliği olsa da, faiz artırımının zamanlaması konusunda farklı görüşler hakim. Chris Waller, enflasyonun yüzde 2 hedefine dönmesi için ek artışların gerekli olduğunu belirtirken, Susan Collins yıl sonuna kadar ek bir artışın uygun olabileceğini savundu. Philip Jefferson ve John Williams ise enflasyonun seyrini değerlendirmek için daha fazla zamana ihtiyaç duyduklarını ifade ettiler.