İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, İBB Davası sürecindeki savunmasında, son dönemde yaşanan sansür ve baskı iddialarına karşı güçlü bir duruş sergiledi. İmamoğlu, bilgiye erişimin engellenmeye çalışıldığını ileri sürerek, son 20-25 günde tutuklanan gazetecilerin listesini okuyarak, bu durumun demokratik değerler açısından kabul edilemez bir sınırın zorlandığını vurguladı. Gazetecilerin, bilim insanlarının, sanatçıların ve ekonomistlerin de benzer baskılara maruz kaldığını belirterek, bilgi akışını kısıtlamaya yönelik girişimlerin, toplumun sağlıklı bir şekilde değerlendirme yapma ve karar verme özgürlüğünü tehlikeye attığını savundu.
İmamoğlu, özellikle sosyal medya hesaplarına yönelik yapılan baskılara dikkat çekerek, bu durumun, ifade özgürlüğünün en temel boyutunun kısıtlanması anlamına geldiğini ifade etti. Olayların giderek daha da vahim bir hal aldığını ve “bilgi ulaşmasın, bunu nasıl engelleriz?” şeklinde bir bakış açısının, neredeyse Kuzey Kore’ye benzer bir seviyeye ulaştığını belirtti. Bu benzetme, baskı rejiminin ve bilgi özgürlüğünün kısıtlanmasının, otoriter ve demokratik değerler açısından kabul edilemez bir durum olduğunu vurgulamak amacıyla kullanıldı.
İmamoğlu, tutuklanan isimleri sıralarken, söz konusu tutuklamaların, basın özgürlüğüne yönelik ciddi bir tehdit oluşturduğunu ve hukukun üstünlüğünün ihlali anlamına geldiğini savundu. Özellikle, Sözcü gazetesinde bir fotoğraf yayımlaması nedeniyle Mustafa Balcı’nın tutukluluğuna ilişkin eleştirilerini dile getirerek, bu tür uygulamaların, ifade özgürlüğünü bastırmaya yönelik bir strateji olduğunu vurguladı. Ayrıca, ‘Bu hafta önemli bir bakan istifa edebilir’ yorumunda bulunduğu için Ali Tarakçı’nın tutukluluğunu da eleştirerek, hukukun temel prensiplerine aykırı bir durumun yaşandığını ifade etti.
<Ekrem İmamoğlu, tutuklamaların ardışık olarak yaşanmasına duyduğu rahatsızlığı dile getirerek, bu tür uygulamaların, basın çalışanlarının ve düşünce özgürlüğünün korunması açısından ne kadar kritik olduğunu vurguladı. İmamoğlu’nun “TUTUKLU, TUTUKLU, TUTUKLU, TUTUKLU!” şeklinde tekrarlayan ifadeleri, baskı rejimine karşı duruşunun ve bilgi özgürlüğünün korunması gerektiği konusundaki kararlılığını gösterdi. Bu tutum, hukukun ve demokrasinin temel prensiplerine uygun bir şekilde ifade özgürlüğünün korunmasının önemini bir kez daha ortaya koydu.