Gazze Şeridi'nde yaşanan son gelişmeler, uzun süredir devam eden çatışmanın çözümüne dair umutları sarsıcı bir tablo ortaya koyuyor. Hamas, İsrail ordusunun ‘Sarı Hat’ olarak adlandırılan ayrım çizgisini batıya doğru kaydırma eylemini, ateşkes anlaşmasının imzalanmasını ve kalıcı hale getirilmesini engelleme stratejisi olarak değerlendiriyor. Bu hamle, sadece toprak kontrolünü artırmakla kalmayıp, aynı zamanda uluslararası diplomaside de ciddi bir istikrarsızlık yaratma potansiyeli taşıyor.

Sözcü Hazim Kasım’ın açıklamaları, İsrail’in operasyonlarının, ateşkes sürecindeki müzakereleri sekteye uğratma amacını açıkça ortaya koyuyor. Özellikle, Filistin toprakları üzerindeki kontrol alanlarının genişletilmesi hedeflenirken, bu durum, uluslararası toplumun arabuluculuk çabalarına doğrudan bir tehdit oluşturuyor. İsrail ordusunun, bombardıman ve zorunlu yerinden etme politikalarıyla uyguladığı bu strateji, ateşkes anlaşmasının temel prensiplerine aykırı bir şekilde, çatışmanın yeniden alevlenmesine zemin hazırlıyor.

Bu durumun arkasındaki itibar, İsrail Başbakanı Netanyahu’nun 15 Mayıs’taki açıklamalarındaki çarpıcı rakamlarla destekleniyor. Gazze Şeridi’nin yaklaşık %60’ını kontrol ettiklerini ifade eden Netanyahu, bu oranın %70’e yükseltilmesi hedefine odaklanıyor. Bu iddialar, ‘Sarı Hat’ın kaydırılmasıyla birlikte, İsrail’in Gazze’deki varlığını daha da güçlendirme niyetini açıkça gösteriyor. Bu da, ateşkes sürecinin sağlanmasının imkansız hale gelmesine neden olabilir.

Görgü tanıklarının raporlarına göre, İsrail ordusu, özellikle Tuffah Mahallesi gibi stratejik bölgelerde ‘Sarı Hat’ın oluşturduğu blokları 300 metre batıya kaydırmış durumda. Bu hareket, ‘Sarı Hat’ın konumunu değiştirerek, ABD’nin Ekim 2025’te yürürlüğe girecek ve İsrail ordusunun Gazze Şeridi’nden çekilmesini öngören planın temelini oluşturan anlaşmayı zedeleyebilecek bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Ancak Filistinli yetkililer, İsrail’in bu plana tam olarak uymadığını ve bölgede sürekli bir gerginlik yarattığını vurguluyor. Bu durum, barış sürecine dair umutların giderek azalmasına ve uluslararası arenada daha da büyük bir endişe yaratmasına neden oluyor.