Küresel ekonomilerin en hassas noktalarından biri olan çatışma ve kırılganlıkların etkilediği ülkelerde, iş gücünün büyük bir bölümünün ücretli istihdamda yer bulma oranları oldukça düşüktü. Dünya Bankası’nın yayınladığı son veriler, 2025 yılına ait istatistiklere göre, bu bölgelerde çalışan nüfusun sadece %23’ü düzenli maaşlı bir pozisyonda çalışıyor. Bu durum, ekonomik istikrarsızlığın ve sosyal adaletsizliğin en belirgin göstergelerinden biri olarak karşımıza çıkıyor.
Bu düşüş, kriz bölgelerindeki işsizliğin tek göstergesi değil. Çalışanların, genellikle kendi girişimcilik projelerinde veya aile işletmelerinde faaliyet göstermeleri, iş gücü piyasasında farklı bir dinamik yaratıyor. Ancak bu tür çalışma biçimlerinde, düzenli ve güvenceli bir maaşın bulunması nadiren mümkün oluyor. Bu nedenle, %23’lük oran, iş gücünün toplam büyüklüğünü değil, çalışma modellerindeki çeşitliliği daha iyi yansıtıyor. Ekonomik temelleri sağlam olmayan bu ülkelerde, maaşlı işlerin yaygınlığı, ekonomik kalkınmanın önündeki en büyük engellerden biri haline geliyor.
Veriler, kriz bölgeleri arasındaki farklılıkları da gözler önüne seriyor. Özellikle, Dünya Bankası’nın IBRD (Uluslararası Para Fonu) kapsamındaki kırılgan ekonomilerde maaşlı çalışan oranı, %61 gibi oldukça yüksek bir seviyeye ulaşıyor. Buna karşılık, IDA (Gelişmiş Afrika Konseyi) kapsamında desteklenen ülkelerde bu oran yalnızca %19’da kalıyor. Bu büyük fark, ekonomik kırılganlıkların, çalışma hayatında eşit koşulları sağlamakta yetersiz kalmış olmasından kaynaklanıyor. Aynı zamanda, bu ülkelerde yerel kaynakların sınırlı olması ve dış yardımlara bağımlılık da işgücü piyasasının dinamiklerini etkiliyor.
Dünya Bankası’nın 2024 yılına ait yoksulluk verileri, kriz ekonomilerindeki ekonomik zorluğun boyutunu çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor. Bu ülkelerde, satın alma gücü paritesine göre günlük 3 doların altında yaşayan nüfusun oranı, dünya genelinde %10,1 iken, kriz bölgelerinde neredeyse %39’a dayanıyor. Bu durum, ekonomik kırılganlığın, geniş kitlelerin yaşam standartlarını ciddi şekilde etkilediğini gösteriyor. Ayrıca, bu oranlar, küresel yoksullukla mücadelede yaşanan ilerlemenin, her ülkeye eşit şekilde ulaşmadığını da vurguluyor.
Son 23 yılda küresel yoksullukta yaşanan azalma, kriz bölgelerindeki iyileşme oranlarıyla kıyaslandığında önemli bir farklılık gösteriyor. Dünya genelinde yoksulluk oranı %35,3’ten %10,1’e gerilerken, kriz ekonomilerinde bu oran sadece %48,7’den %38,9’a düşmüş. Bu durum, küresel çabaların kriz bölgelerindeki yoksullukla mücadelede yeterli etki yaratmadığını gösteriyor. Dünya Bankası’nın kullandığı günlük 8,30 dolar eşiğiyle hesaplama yapıldığında, kriz ekonomilerinde nüfusun %81,1’i bu eşiğin altında yaşamını sürdürüyor. Bu da, yoksulluk sorununun sadece en ağır koşullarda yaşayanlar için değil, geniş bir kesim tarafından yaşanılan bir gerçek olduğunu gösteriyor.
Ekonomik kırılganlığın en acımasız sonuçlarından biri de, özellikle çocukların beslenmesinde ortaya çıkan sorunlar. Dünya Bankası’nın verilerine göre, kriz bölgelerindeki beş yaş altı çocukların büyüme geriliği oranı, 2020’de %24,5 iken, 2024’te %25,3’e yükselmiş. Bu durum, çocukların sağlıklı gelişimi için ciddi bir tehdit oluşturuyor. Özellikle Nijer, Papua Yeni Gine ve Yemen gibi ülkelerde büyüme geriliği, neredeyse her üç çocuktan birinin bu sorunu yaşaması anlamına geliyor. Bu durum, gelecek nesillerin potansiyelini olumsuz etkilemekle birlikte, küresel sağlık ve eğitim alanlarında da önemli bir yük oluşturuyor.