Dünya, yoksullukla mücadelede önemli bir dönüm noktasında. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) ve Oxford Üniversitesi’nin ortak çalışması olan 2026 Küresel Çok Boyutlu Yoksulluk Endeksi’ni yayınlayan OPHI, küresel yoksullukta yeni bir gerileme yerine, ilk kez bir artışın yaşandığını gösteriyor. 1,2 milyar insan, aşırı çok boyutlu yoksulluk koşullarında yaşamaya devam ederken, bu durum küresel kalkınma stratejilerinin yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini işaret ediyor.

Endeksin temelinde yer alan çok boyutlu yoksulluk kavramı, sadece geliri değil, sağlık, eğitim ve yaşam koşulları gibi çeşitli faktörleri de değerlendiriyor. Rapor, dünya nüfusunun yaklaşık %83’ünün kırsal bölgelerde yaşadığını ve bu bölgelerdeki yoksulluk oranlarının daha yüksek olduğunu ortaya koyuyor. Özellikle, gelişmekte olan ülkelerdeki 108 ülkeyi kapsayan bu veri seti, küresel yoksulluk haritasının daha detaylı bir resmini sunuyor.

Yoksullukta yaşanan bu artış, tek bir nedene indirgenemez. Nüfus artışı, demografik değişimler ve bazı bölgelerde yoksullukla mücadelede elde edilen kazanımların tersine dönmesi gibi faktörler bir araya gelerek küresel tabloyu etkiliyor. Örneğin, Nijerya’da 2010’lu yıllarda kaydedilen iyileşmeler 2020’lerde gerilemeyle karşı karşıya kalırken, Angola ve Zambiya gibi ülkelerde hızlı nüfus artışı yoksul nüfus sayısını artırıyor. Ancak, bazı ülkeler bu zorluklara rağmen yoksulluğu azaltmayı başardı. Mısır, Nepal ve Tacikistan gibi ülkeler, hem yoksulluk oranını hem de toplam yoksul sayısını önemli ölçüde düşürerek küresel kalkınma hedeflerine ulaşmada önemli bir rol oynuyor.

Bu ülkelerin deneyimleri, yoksullukla mücadelede kararlı adımlar atmanın ve küresel işbirliğini artırmanın önemini vurguluyor. Birleşmiş Milletler’in 2030’a kadar yoksulluğun tüm boyutlarıyla en az yarı yarıya azaltılması hedefine ulaşma çabaları, bu yeni gerçeğin ışığında yeniden şekillenmesi gerekiyor. UNDP Başkanı Alexander De Croo, yoksul sayısındaki artışın bir uyarı niteliğinde olduğunu ve açlık, eğitim eksikliği, temiz suya erişim ve elektrik yetersizliği gibi sorunlarla mücadele etmenin aciliyetini vurguluyor. Bu durum, küresel kalkınma stratejilerinin daha bütünsel ve sürdürülebilir bir yaklaşımla geliştirilmesi gerektiğini gösteriyor.