İstanbul’un kalbinde, 20’li yılların soğuk bir kış akşamında, sanatın ve melankolinin iç içe geçtiği bir anı yaşandı. Ercüment Ekrem Talu, genç bir edebiyat meraklısıydı ve o gün, usta şair Ahmet Rasim ile kaderleri bir araya gidecekti. Babıali’nin dar sokaklarında, bir meyhanenin kapısından girildiğinde, hayatları sonsuza dek değişecekti.
Ahmet Rasim, Ercüment Bey’i görünce, sanki bir sırrı paylaşacakmış gibi, “Seni bir yere götüreceğim” diyerek koluna girdi. Sonrasında, Beyoğlu’nun kalabalık caddeleri, Hamambaşı’nın mis kokulu meyhaneleri, onların rotasını belirledi. Kapı açıldığında, bir kürdilihicazkârın sesi, ikiliyi büyüledi. Masada, başka bir ustadan, Kemani Tatyos Efendi’den bekleyiş vardı. Ahmet Rasim, coşkuyla tanıştırmıştı efendisini: “İşte ünlü Kemani Tatyos Efendi!” Tatyos Efendi, ikiliye samimi bir şekilde “Buyurun” dedi ve masayı gösterdi. Ancak Ahmet Rasim’in tereddütlü hali, o büyülü anın ihtişamını gölgede bırakmayacaktı. Kösteklisine bakarak, “Geç kaldık be üstadım! Gitsek iyi olmaz mı?” diye mırıldandı. Tatyos Efendi’nin başıyla onaylandığında, üçü birlikte meyhaneden dışarı çıktılar.
Mektebi Sultani’nin arkasında, gizli bir eve doğru hızla yürüdüler. Bu ev, o geceki müzik şöleninin sahnesi olacaktı. İçeri girdiklerinde, kendilerini bekleyen saz ekibini görünce, gecikmenin acı bir farkındalığıyla karşılaştılar. Tatyos Efendi, hemen heyetin başına geçti ve en zorlu makamda, fasılayı başlattı. O an, içeri süzülen, billur sesli güzel kız eşlik ediyor, pürüzsüz fasılayı tamamlıyordu. Bu eşsiz uyum, o geceyi daha da özel kılacaktı.
Yıllar sonra, Son Posta gazetesinde Ercüment Bey’in anlattığına göre, “Nağmeler kusursuz ve pürüzsüz” idi. Gece sonunda, evdekileri büyüleyen iki isim, Tatyos Efendi ve Denizkızı Eftalya’ydı. Tatyos Efendi, içini dökerken, “Eee! Üstadım Rasim Bey! O kızdaki ses nedir Allah aşkına! Ben ömrümde böylesini dinlemedim, valla kemanımdan utandım” diyerek duygularını açığa vurmuştu. Tatyos Efendi’nin bu meşhur sesi, Direklerarası’nda Mehmet Efendi’nin Kıraathanesi’nde başlar, ardından tüm İstanbul’a yayılmıştı. Ahmet Rasim ile dostluğu ise Fevziye Kıraathanesi’nde filizlenmişti.
Zaman, Tatyos Efendi hakkında kapsamlı bilgi edinmeyi zorlaştırmıştı. Fotoğrafı bile bulunamamıştı. Dönemin gazetecilerinden Sermed Muhtar Alus’un 1939’daki yazısında, Tatyos Efendi’nin fiziksel görünümü tarif edilmişti: “Orta boylu, gür ve çatık kaşlı, pos bıyıklı, giyimine özen göstermeyen, eğri ağızlı, gözünün de şaşı” olduğunu belirtmişti. Önüne rakı konmazsa kemanını eline almazmış, içtikçe açılır, unutulmaya yüz tutan o eski eserleri de ezberden çalarmış. Tatyos Efendi, Ahmet Rasim’in şiirlerine de yaşam vermişti. Rasim’in bir ümitsiz aşka düşmesiyle yazdığı dörtlüğü bestelemiş ve günümüzde herkesin aşina olduğu o şarkı böyle ortaya çıkmıştı. “Gamzedeyim Devam Bulmam” ve “Mâni Oluyor Halimi Takrire Hicabım” gibi eserleri de Tatyos’un elinde can bulmuştu. Tatyos Efendi, hislerini içinde yaşayan, derdini musikiye yansıtan bir üstat olarak bilinmiş, dostu Ahmet Rasim ile olan ölümüne uzatılmış dostluğu, müzik tarihinin en değerli anılarından biri olarak kalacaktır.”