Mardin’in kalbi, semt pazarları. Ancak bu pazarlar, son dönemde sadece alışveriş yeri değil, aynı zamanda birer aynaya dönüşmüş durumda. Artan enflasyon ve alım gücünün düşmesi, burada yaşayan esnaf ve yurttaşların yaşamlarını derinden etkileyerek, birer umutsuzluk hikayesi yazmalarına neden oluyor. En yüksek banknot olan 200 TL’den yalnızca beş tanesiyle bir kilo et alınabiliyor olması, bu durumun acı bir gerçek olduğunu gözler önüne seriyor.
Pazar esnafı Mert Solak, 11 yıldır bu işi sürdürüyor ve yaşanan ekonomik değişimleri çarpıcı bir şekilde anlatıyor. “On bir yıldır bu işi yapıyorum. İlk zamanlara göre bayağı fark var. Pazardaki ekonomik çöküş var. Başlarda işler bayağı iyiydi mesela. Günde iki kamyon kadar mal bitirebiliyordum. Şu an gördüğünüz gibi malımızın hepsi yerinde. Yarım kamyon mal getirdik, bitiremedik. Fiyatlar çok yüksek. Milletin alım gücü yok. Gelen dolaşıp çıkıyor. Maaşlar yetmiyor. Gelen artık düşünerek alıyor. Önceden gelenler 3-4 kilo alıp gidiyordu, şimdi tane tane alıyorlar. Gelen 3 tane, 4 tane alıp çıkıyor. Onlar da haklı. Bazen gelip poşeti doldurup boşaltanlar da oluyor, ‘Durumum yetmiyor’ diyor. Onlara da hak veriyoruz. Yani millette de suç yok. Allah sonumuzu hayretsin,” diyerek, yaşanan krizi hem kendi geçmişiyle hem de güncel gerçeklikle kıyaslıyor.
Pazarın kalbi gibi olan Cemal Atay, bu krizin ne kadar acımasız olduğunu somut örneklerle anlatıyor. “Bir karpuzun 500-600 lira olduğu, bir kavunun 300-400 lira olduğu, bir kova yoğurdun 500-600 lira olduğu bir yerde neden bahsediyoruz biz? Neden bahsediyoruz kızım? Patates tarlası dediğimiz ülkede, bir kilo patatesin 40 lira olduğu bu memleket, bu devlet nasıl yaşayacak? Söyler misiniz bana? Neden bahsediyorsunuz? Milletin tümü akşamı bekliyor; gariban, fakir fukara eksiği ne varsa gelip onu alacak. Eğer Türkiye Cumhuriyeti’nin en büyük banknotuyla, beş tane 200 Türk lirasıyla millet evine bir kilo et götüremiyorsa… Bak, Türkiye Cumhuriyeti’nin beş tane en büyük banknotu 200 lira ediyor bin lira. O 5 tane banknotla millet evine bir kilo et alabiliyor. Neyi tartışıyoruz?” diyerek, durumu acilen çözülmesi gereken bir aciliyet olarak vurguluyor.
Esnafın şikayetleri sadece fiyatlarla sınırlı değil. Emeklilerin durumu, bu krizi daha da derinleştiriyor. “Emekliler öldü, emeklilere bir şey yapın. Çocuklarımızı evlendiremiyoruz. Çocuğumuza bir şey yapamıyoruz, bir şey alamıyoruz. Ekmek alamıyoruz. Emekli ölmüş” sözleriyle sitem eden esnaf, emeklilerin 20 bin TL maaşıyla nasıl geçinmeyi beklediklerini soruyor. “Emekliye bir ip getirin onları asın ki yerini bulsun. Emekli bitmiş. Emekli 20 bin lirayla ne alacak, ne yiyecek? Çocuğuna bir şey alamıyor, çocuğuna bir şey yapamıyor. Ne giyiyor, ne yiyor. Biz perişanız. Emekliler için bir şey yapın. Yaşlılara bir şey yapın. Maaşı veriyorsun, dilenci kabul etmiyor. Biz dilenci olmuşuz. Ülkeyi yönetenler bizi düşünsün. Yeter artık. Vallahi çökmüşüz, biz bitmişiz,” diyerek, devletin bu kesime yönelik daha kapsamlı bir destek vermesini talep ediyor.
Pazarın her köşesinde duyulan bu acı gerçekler, yurttaşların yaşamlarını derinden etkiliyor. Bir yurttaş, pazarda her şeyin çok pahalı olduğunu, eşinin hanede tek gelir sahibi olduğunu belirterek, “Her istediğimizi alamıyoruz. Çok gariban insanlar var. Yarısı evlerini dolduramıyor,” diyerek, durumu çarpıcı bir şekilde anlatıyor. Bu sözler, Türkiye’nin birçok yerinde yaşanan benzer durumları da göz önüne seriyor ve enflasyonun bireylerin hayatlarını nasıl derinden etkilediğini bir kez daha ortaya koyuyor.