İzmir’in sanat sahnesinde yaşananlar, sadece bir yönetimin değişimiyle değil, derin bir şaşkınlık ve hayal kırıklığıyla sonuçlandı. Tiyatro sahnesinin önünde başlayan perde, aslında şehrin siyasi ve ekonomik dengelerinin çarpık bir yansıması olarak ortaya çıktı. Yıllardır dile getirilen emek, adalet, halkın iradesi ve saray karşıtlığı söylemleri, bir anda kendi koltuklarının önünde sona erdi. Bu durum, İzmir’in kültürel hayatında bir boşluk yaratırken, aynı zamanda kamuoyunda ciddi soruları da beraberinde getirdi.
Tiyatronun yeni yönetimi, başlangıçta büyük bir coşkuyla karşılandı. Ancak kısa sürede ortaya çıkan gerçekler, bu coşkunun yerini derin bir şüpheye bıraktı. Gösterilen bütçe harcamaları, sahneleşen oyunların sayısı ve seyirci potansiyeli, sorgulanmaya başladı. Özellikle, İzBBŞT’nin 9 oyun sahnelemesi ve 35 bin seyircinin bu oyunları görmesi, bütçe kullanımının ve etkinliğin tartışılmasına zemin hazırladı. Bu noktada, sorulması gereken en önemli soru şuydu: Bu kaynaklar, gerçekten sanatın gelişimi için mi kullanılıyordu, yoksa kişisel çıkarların ve imtiyazların korunması için mi?
Olayın merkezinde, maaşlar ve belediye meclisindeki tartışmalar yer alıyordu. Şehir Tiyatrosu’nun kurucusu ve eski Genel Sanat Yönetmeni Yücel Erten’in 36 bin lira maaş alması ile Levent Üzümcü’nün 1 yıl sonra 175 bin liraya yükseltilmesi, kamuoyunda büyük tepki toplamıştı. Bu durum, sadece bütçe dengesini bozmakla kalmadı, aynı zamanda tiyatronun amacının sorgulanmasına da yol açtı. Üzümcü’nün istifa mektubunda dile getirdiği “İzmirliler ve seyircimizin iradesini yok sayan karar” ve ardından 9 üyenin istifası, bu durumun en açık göstergesiydi. Ancak bu istifaların arkasında yatan gerçek neydi? Sadece maaş mı, yoksa daha büyük bir çıkar çatışması mı?
Bu istifalar, İzmir’in kültürel hayatında önemli bir boşluk yarattı. Şair Haydar Ergülen’in direktörlüğünü yaptığı Uluslararası Edebiyat Festivali’nin belediyenin Kütüphaneler Şube Müdürlüğü tarafından düzenlenmesi, aynı zamanda sorgulanmaya muhtaç bir konuydu. Festivalin idari yapısı, ücretlendirme biçimi ve belediye personelinin sorumlulukları, şeffaf bir şekilde açıklanmalıydı. Halkın, “Şehirde bir tane alt geçit yok, asfalt atılmış yol yok ama maşallah şehir tiyatroları, uluslararası edebiyat bilmemneleri gırla akıyor. Bu belediye bizimle dalga mı geçiyor?” gibi soruları, aslında İzmir’in yönetimindeki ciddi sorunları ve kaynakların yanlış kullanımını ortaya koyuyordu. Sonuç olarak, bu olay, sadece bir yönetimin değişimiyle değil, aynı zamanda kamuoyunun bilinçli ve eleştirel bir şekilde hareket etmesiyle mümkündü.”}p>