Siyasi arenanın karmaşık dokusunda, adeta bir gölge gibi dolaşan ‘yalan siyaseti’nin etkileri giderek belirginleşiyor. Bir iddia, mahkeme kararlarına meydan okuyarak şovunu yaparken, diğerleri ise meydanlarda iftira ve yanıltıcı söylemleriyle bu boşluğu dolduruyor. Bu durum, sadece siyasi aktörler arasındaki gerilimi artırmakla kalmıyor, aynı zamanda toplumsal güvenin sarsılmasına da yol açıyor. Bir zamanlar ‘baba ocağı’ olarak tanımlanan CHP’nin, kendi ideallerinden bile saparak iftira atan ve ihanet eden bireyleri yetiştirmesi, siyasi arenadaki bu çirkin tabloyu daha da derinleştiriyor.
Son yıllarda gözlemlenen bu durum, 25 yıldır hayal kırıklığına uğramış, sesini duyuramayan ve öfkesini dile getiremeyen bir laik sosyolojinin içini acıtıyor. Sol sosyal demokrat siyasetin de bu durumdan utanç duyması gerekiyor. Siyasi aktörler, ülke ne zaman zor durumda kalırsa, küresel bir kuşatma altında hissettiği anda, “yalan ve iftira” siyasetini devreye sokmaktan vazgeçmiyor. Bu, muhalefetin sadece bir alışkanlığı değil, bir strateji haline gelmiş durumda: kriz tellallığı yapmak.
Bu muhalefet, sıklıkla iktidarı önleme çabası içinde olmasına rağmen, iktidarı eleştirmek ve alternatif öneriler sunmak yerine, sorunları daha da derinleştiriyor. Örnek olarak, 2016 deprem felaketinden sonra, bu siyasetçiler, “yalan ve iftira” siyasetini kullanarak iktidarı itibarsızlaştırmaya çalışmışlardır. FETÖ’yle işbirliği, ByLock listeleri ve sahte belgeler, bu stratejinin en çarpıcı örneklerindendir. PKK ve DEAŞ gibi terör örgütlerinin saldırıları bile, bu siyasetçiler tarafından araçsallaştırılmıştır. Bir kısım siyasetçiler pişman olmuş olsa da, bu dersi yeterince çıkarmamışlardır.
Günümüzde, bu dersi almayanların liderliğini Özgür Özel yapıyor. “Yeni siyaset” adı altında yola çıkan Özel ve ekibi, eski siyasi alışkanlıkları ve ilişkileri sürdürmekte. Fon skandalı üzerinden yürütülen siyasette, iktidarın çaresizliğine odaklanmak yerine, gerçek sorunları tespit etmeyi beceremiyorlar. AK Parti, 25 yıldır onlara bu fırsatı vermemiş, sorunları hızlı bir şekilde çözmeye odaklanmıştır. Ancak Özel ve ekibi, bu yaklaşımı taklit edememekte ve sonunda “yalan ve iftira” kampanyasına başvurmak zorunda kalmaktadır. Son olarak, Ümit Özlale’nin Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı'na attığı yalan iddiaları, bu durumun en güncel örneğidir. Özel, bu iddiaları partinin “kolektif iradesi” olarak tanımlayarak, kurmaylarına “salla gitsin, arkanızdayız” mesajı vermektedir. Bu, sadece “paçozlaşma”nın utanç verici bir örneği değil, aynı zamanda siyasetin manipüle edilmesinin de açık bir göstergesidir.”}