Türkiye, ABD’nin Orta Doğu’dan çekilme kararıyla birlikte ortaya çıkan boşluğu, stratejik bir hamleyle dolduruyor. ‘Arz-ı Mevud’ olarak bilinen İsrail’in bölge hegemonyasına karşı bir denge unsuru oluşturarak, jeopolitik sahnedeki konumunu güçlendiriyor. Bu durum, Suriye’deki uzun süreli operasyonunun sonuçlarını da beraberinde getiriyor.

Ankara, 13 yıldır Suriye’de uyguladığı insani ve askeri stratejinin meyvelerini toplarken, Irak’taki varlığını da güçlendiriyor. ABD’nin çekilmesinin ardından Irak’taki merkezi hükümet ile Kürdistan Bölgesel Yönetimi’yle olan işbirliğini artırarak, nüfuz alanını genişletiyor. Ayrıca, Körfez bölgesinde stratejik öneme sahip Katar ve Kızıldeniz girişindeki kritik konumdaki Somali gibi ülkelerde de üsler kurarak, etkinliğini artırıyor. Bu hamleler, Suudi Arabistan’daki varlığı da ön plana çıkarıyor, bu da Mekke Ortak Savunma Anlaşması çerçevesinde önemli bir dönüm noktası oluşturuyor.

Bu yeni ittifakın ortaya çıkışı, bazı güçlerin tepkisini çekiyor. Özellikle İsrail, Arap Yarımadası’nda ‘İbrahim Anlaşmaları’ denen girişimlerle hegemonyasını kurmak isteyen Türkiye’nin bu hamlesini engel olmaya çalışıyor. Aynı durum, İran için de geçerli; 1979’dan beri İsrail ile savaşan İran, bu yeni dengeyi kendi lehine kullanmaya çalışıyor. Ancak, Türkiye’nin askeri varlığı, sadece teknik altyapı ve personel ile sınırlı değil; aynı zamanda, ‘Mehmetçiğin’ barış ve hoşgörü ile bölgeye etkili bir şekilde nüfuz edebilme kapasitesini de içeriyor.

Özellikle Katar’daki üsler ve Suudi Arabistan’a yakınlaşma, ‘Mekke İttifakı’ olarak adlandırılan bu yeni oluşumun temelini oluşturuyor. Ancak, bu ittifakın ortaya çıkışı, bazı çevreler tarafından çarpıtılarak, yanlış anlamalara yol açıyor. Örneğin, ‘İsrail de Husilere karşı olduğu’ iddiası, bu ittifakın gerçek amacını gizlemeye yönelik bir taktik olarak değerlendirilmelidir. Asıl tehlike, bu ittifakın, Türkiye’yi ‘İbrahim Anlaşmaları’ yerine ‘Mekke Anlaşmaları’na mecbur bırakarak, bölgesel dengeleri olumsuz etkilemesidir. Bu bağlamda, Özgür Özel’in bu ittifakın temellerini ‘Trump’ın planı’ olarak tanımlaması, durumu daha da net bir şekilde ortaya koymaktadır.

Bu yeni stratejik hamleler, ABD’nin bölgedeki varlığının azalmasıyla birlikte, Türkiye’nin bölgesel etkisini artırma potansiyelini ortaya koymaktadır. Ancak, bu sürecin nasıl şekilleneceği, bölgesel güçlerin ve ittifakların gelecekteki stratejilerini de belirleyecektir. Özellikle, İsrail’in bu yeni dengeyi nasıl algılayacağı ve nasıl bir tepki vereceği, bölgedeki istikrarı açısından kritik bir öneme sahip olacaktır.”}