Ege'nin sularında yeni bir dalga yükseliyor. Stratejik diyaloglar, askeri ittifaklar ve siyasi manevralar, bölgedeki dengeleri yeniden şekillendiriyor. Bu karmaşık tablo, özellikle Türkiye'nin güvenlik çıkarlarını koruma becerisini sınamaktadır. Bir yandan Yunanistan'ın NATO'daki konumu, diğer yandan ABD'nin bölgedeki varlığı, Ege'de bir gerginliğin artmasına zemin hazırlamaktadır.
Atina'da düzenlenen 6. Stratejik Diyalog Toplantısı, ABD Dışişleri Bakanı Rubio'nun Yunanistan'a yönelik güçlü ifadeleriyle dikkat çekmişti. ‘Sütun’ ve ‘dayanak’ gibi tanımlamalar, Yunanistan'ın bölgedeki önemini ve ABD'nin bu ülkeye verdiği desteği açıkça ortaya koyuyordu. Yunanistan Dışişleri Bakanı Yerapetritis'in F35 savaş uçaklarının verilmesi ve ABD askeri varlıklarının vurgulanması, stratejik bir ittifakın pekiştirilmesi anlamına geliyordu. Ancak bu ittifak, Türkiye'nin çıkarlarını görmezden gelerek Ege'deki hassas dengeleri daha da karmaşık hale getirmektedir.
Ortadoğu'daki rekabetin merkezinde, Sünni-Şii ayrımı ve bu ayrımı körükleyen emperyalist güçlerin oyunları bulunmaktadır. ABD'nin, Avrupa'da Rusya'ya karşı Türkiye'yi kullanma planları ve AB'nin Türk askerinden yararlanma çabaları, bölgedeki karmaşayı artırmaktadır. Mekke Anlaşması, bu karmaşanın sadece bir yüzünü göstermektedir. Bu anlaşma, aslında İsrail'i bölgede hegemon güç haline getirme planının bir parçasıdır. Sünni Arap ülkelerinin İran'a duyduğu düşmanlık, bu planın uygulanmasında önemli bir rol oynamaktadır.
Türkiye, uzun yıllar bu çekişmelerin dışında kalmış, ancak son dönemde ABD'nin BOP projesine dahil edilerek Ortadoğu'nun çözümsüz çatışmalarına katkıda bulunmuştur. Devlet adamlarının, emperyalist güçlerin çıkarları için ‘kullanışlı’ hale gelmesi, ülke için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Diplomasi, saygınlık ve etkili bir dış politika, ancak ülkenin bağımsızlığını ve çıkarlarını koruyabildiğinde anlam kazanır. ‘Onu deliğe süpürmeyin. Kullanın’ sözü, bu gerçeği çarpıcı bir şekilde ortaya koymaktadır.