Yazarlık, bazen beklenmedik yollarla hayatın içine sızar. Geçen hafta, Zorlu Alışveriş Merkezi’ndeki Remzi Kitabevi’nde yayımlanan “İki Âlem Arasında” adlı eserime imza atmak, sadece okuyucularımla yüzleşmekle kalmadı, aynı zamanda unutulmaz dostluklar ve geçmişin tozlu sayfalarından yankılarla karşılaşmamı sağladı. İmza etkinliklerinin büyüsü, eski tanıdıkların gülüşlerinde, kitabın sayfalarını paylaşmanın heyecanında kendini gösterdi. İki buçuk saatlik bu buluşma, Ali Darmar ile birlikte, dostluk ve edebiyatın kesişim noktasında bir yolculuktu.

O gün, Remzi Kitabevi’nin raflarında, Ali’nin öğrencileri, genç beyler ve hanımlar, hatta onun ailesi olmuş velilerle sohbet etme fırsatı buldum. Çocukların meraklı gözleri, onların yetişkinliğe adım attıklarında edindikleri o özel bilgileri ve anıları hatırlatıyordu. Bazıları, “Ayla’yı Dinler misiniz?” gibi eski kitaplarımı getirmişlerdi, diğerleri ise Ali’nin derslerinden edindikleri o değerli anıları paylaşıyorlardı. Bu tür buluşmalar, yazarın eserine duyulan ilgiyi ölçmenin yanı sıra, onun hayat hikayesini yeniden canlandırır.

Ancak kitap imza günü, sadece edebiyatla sınırlı kalmadı. Aynı hafta, İstanbul’un sanat sahnesindeki en önemli adımlarından biri olan Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nun yeniden açılışını da izleme fırsatım oldu. Bu salon, uzun yıllardır sanatseverlerin beklentisi olan, müzik tutkunlarının hayallerine açılan kapıydı. Sanat yönetimi danışma kurulu, Prof. Evrim Hikmet Öğüt, doçent Nil Kocamangil, Yiğit Özatalay, Kamil Özer, Can Kalaycıoğlu gibi isimlerden oluşuyordu. Açılış konuşmalarında Mahir Polat ve Nuri Aslan’ın coşkulu ifadeleri, salonun yeniden müzikle dolmasının heyecanını artırıyordu. Salonun içinde saklı olan tüm konser kayıtlarının özenle korunması, geçmişin bestecilerini ve sanatçılarını asla unutmamayı sağladı. Binadaki yaşam alanı genişletilmesi, özellikle en üst kattaki kütüphane, sanat kitaplarını barındırarak, sanatı daha da yakından tanımanın fırsatı sunuyordu.

CRR’nin yeniden açılışı, İstanbul’un sanat merkezlerinden biri haline gelmesinde büyük rol oynamıştı. Bir zamanlar Ekrem İmamoğlu’nun sıkça dinlediği bu salon, AKM ve Süreyya Operası ile birlikte İstanbul’un dünyanın sanat merkezlerinden biri olmasına katkı sağlıyordu. Konser salonunda dinlediğim dünya ünlüsü sanatçılar ve merkezin yöneticileri, bir film şeridi gibi gözümün önünden geçti. Prof. Dr. Filiz Ali, Aydın Gün, Arda Aydoğan, Yalçın Çetinkaya, Kemal Karaöz, Ozan Binici, Sara Dildar, Cem Mansur, Murat Cem Orhan gibi isimler, sanatın farklı dönemlerindeki önemli figürlerdi. Konser salonuna yeniden kavuşmak, tüm İstanbullu müzikseverlerin kalplerine huzur vereceği kesin.