İklim değişikliğiyle mücadelede küresel hedeflere ulaşmak, yalnızca vaatlerle sınırlı kalmayıp, somut ve ölçülebilir adımlara dönüştürülmesini gerektirmektedir. BBVA Research’ün analizleri, COP31’in bu dönüşüm sürecinde Türkiye’nin rolünü ve finansman alanındaki zorlukları belirleme fırsatını beraberinde getirdiğini gösteriyor. İklim Değişikliği Başekonomisti Julián Cubero’nun vurguladığı gibi, konferansın odağı, taahhütlerden uygulamaya geçişte yeni bir çağ başlatması ve hedeflerin gerçekçi bir şekilde desteklenmesi üzerine yoğunlaşmalıdır.
Mevcut politikalarla küresel ısınma beklentisinin 2,3-2,5 dereceye gerileme potansiyeli taşısa da, Paris Anlaşması’nın 1,5 derece hedefiyle önemli bir fark bulunmaktadır. Bu durum, ülkelerin iklim hedeflerini daha da yükseltmesini ve bu hedeflere ulaşmak için acil adımlar atmasını zorunlu kılmaktadır. İklim dönüşümünün temel unsurlarından biri olan finansman ihtiyacı da göz ardı edilemez. OECD verileri, gelişmiş ülkelerin gelişmekte olan ülkelere sağladığı iklim finansmanının 2013’te 50 milyar dolar seviyesinde başladığını ve 2023-2024 yıllarında 130 milyar doların üzerine çıktığını ortaya koymaktadır. Bu artış, iklim hedeflerine ulaşmak için finansmanın kritik önemini vurgulamaktadır.
COP29’da ortaya konulan hedefler, bu ihtiyacın boyutunu daha da net bir şekilde ortaya koymaktadır: Gelişmekte olan ülkeler için 2035 yılına kadar yıllık en az 300 milyar dolarlık kamu finansmanı ve toplamda 1,3 trilyon dolarlık kamu ve özel finansmanın harekete geçirilmesi hedeflenmektedir. Bu, sadece kamu kaynaklarının değil, aynı zamanda özel sektör ve finans kuruluşlarının da iklim dönüşümüne aktif katılımının gerektiğini işaret etmektedir. Garanti BBVA, sürdürülebilir finansman hedefi kapsamında 2026’ya kadar 1,6 trilyon TL’ye ulaşmayı hedeflemesi, bu dönüşüm sürecinde bankacılık sektörünün önemli bir rol üstlenmeye başladığının bir göstergesidir.