Otomotiv devi Stellantis (STLA), küresel pazarda dengeleri değiştiren bir strateji değişikliğine işaret ediyor. Avrupa’daki ivmeleyle paralel olarak Türkiye’deki faaliyetlerinde belirgin bir yavaşlama yaşanırken, bu durumun ardında yatan nedenler dikkat çekiyor. Şirketin 13 Ekim’de yayımladığı üçüncü çeyrek finansal raporlarına göre, Türkiye’ye gönderilen araç sayısı geçen seneye kıyasla yaklaşık 21 bin birim azaldı. Bu, otomobil sektöründe uzun süredir devam eden düşüş trendine bir yenisini ekliyor.
Bu düşüş, aynı dönemde Avrupa’daki satış hacmindeki %10’luk artışla çarpıcı bir tezat oluşturuyor. Avrupa’da toplam sevkiyat 588 bin araca yükseldi ve Stellantis’in küresel hedeflerine ulaşmasına önemli katkı sağladı. Ancak, Türkiye’deki bu gerileme, şirketin Orta Doğu ve Afrika bölgesindeki toplam sevkiyat kaybının bile üzerine çıktı. Bu bölgede yıllık %21’lik bir azalma yaşanırken, Türkiye’deki 21 bin araçlık düşüş, bu kaybı bir adım öne çıkardı. Cezayir ve Fas gibi pazarlardaki artışlar, Türkiye ve Körfez ülkelerindeki benzer düşüşlerin bir kısmını dengelemeyi başardı, ancak genel tabloyu değiştiremedi.
Stellantis’in bu stratejik hamlesinin arkasında yatan temel itici güç, Ekim 2026’da başlayacak yerli hafif ticari araç üretimi hazırlıklarının yanı sıra, tüketici talebindeki genel düşüştür. Şirket, yerli üretimi desteklemek amacıyla ithal edilen araçların sevkiyatını azaltarak, yerli pazarda yerli üretimle karşılanacak bir kapasite oluşturmayı hedefliyor. Bursa’daki Tofaş fabrikası, bu dönüşümün merkezinde yer alırken, Fiat Doblo, Citroën Berlingo ve Peugeot Rifter gibi modeller, yeni üretim yapılanmasının vazgeçilmez parçaları arasında yer alıyor.
Ancak, 21 bin araçlık sevkiyat kaybının kaynağına ilişkin kesin bir ayrım yapılmadı. Bu nedenle, bu düşüşün tamamının tüketici talebindeki azalma olarak değerlendirilmesi yanıltıcı olabilir. Stellantis’in Avrupa operasyonlarındaki başarıları, Türkiye’deki gerilemenin aksine, Avrupa’da sevkiyatların %10 artışla 534 binden 588 bin araca yükselmesiyle desteklendi. Bu durum, şirketin stratejik dönüşümünün ve küresel pazardaki rekabet gücünün bir göstergesi olarak kabul edilebilir.