Ekonomik geleceği şekillendiren tartışmalara ışık tutan iktisatçı Dr. Mahfi Eğilmez, son değerlendirmesinde siyasetin rolüne dair keskin bir eleştiri sergiledi. ‘Siyasetin Sınırları: Güç Nerede Durmalı’ başlığı altında yayımlanan yazısında, ekonomik istikrar ve toplumsal uyum arasında hassas bir denge kurmanın önemine dikkat çekerek, siyasi gücün ekonomik karar alma süreçlerine müdahalesinin potansiyel risklerini vurguladı. Bu yaklaşımın, uzun vadeli ekonomik hedeflere ulaşmayı engelleyebileceğini ve kurumsal bağımsızlığın temel değerlerinden uzaklaşmaya yol açabileceğini savundu.

Eğilmez, siyasetin temel görevinin, toplumsal refahı artırmaya yönelik çözümler üretmek olduğunu, ancak bu görevin, piyasa mekanizmalarını bozacak şekilde değil, adil rekabeti teşvik edecek ve güvenilir bir yatırım ortamı sağlayacak şekilde tanımlanması gerektiğini ifade etti. Özellikle, kısa vadeli siyasi hedeflere odaklanmanın, uzun vadeli ekonomik kalkınmayı olumsuz etkileyebileceğine işaret ederek, ekonomik politikaların bilimsel verilere ve liyakate dayandırılması gerektiğinin altını çizdi. Merkez bankaları ve düzenleyici kurumların, siyasi baskılardan uzak, bağımsız bir şekilde faaliyet göstermesi gerektiği vurgusunu yaptı.

Ekonomik yönetimde, mülkiyet haklarının korunması, yatırım güvencesinin sağlanması ve tüketicinin korunması gibi unsurların da büyük önem taşıdığını belirten Eğilmez, devletin ekonomide tamamen pasif kalmasının mümkün olmadığını kabul etti. Ancak, devletin rolünün, piyasa aksaklıklarını gidermeye, sosyal adaleti sağlamaya ve ekonomik istikrarı desteklemeye yönelik olması gerektiğini, siyasi çıkarların ekonomik kararlarda etkili olmamasını temin etmesi gerektiğini vurguladı. Hukukun üstünlüğünün ve yargı bağımsızlığının, ekonomik sistemin temel pilieri olduğunu ve bu değerlerin korunmasının, ekonomik güveni ve öngörülebilirliği artıracağını açıkladı.

Son olarak, Eğilmez, demokratik sistemlerde hiçbir gücün hukukun üzerinde olmadığını, kuvvetler ayrılığı ilkesinin ve etkili denetim mekanizmalarının, iktidarın keyfiliği önleyen en önemli araçlar olduğunu vurguladı. Devlet kurumlarının ve kamu kaynaklarının, siyasi partilerin mülkiyetine tabi olmaması gerektiği, bunların toplumun ortak emaneti olduğu ve yargı, eğitim, akademi ve kamu yönetimi gibi alanların siyasi tartışmalardan uzak, bağımsız bir şekilde yönetilmesi gerektiği noktasında önemli tespitlerde bulundu. Bireysel özgürlüklerin ve hakların korunmasının da siyasetin temel sınırlarından biri olduğunu belirterek, düşünce özgürlüğünün ve bilimsel araştırmaların serbestçe yapılabileceği bir ortamın, ekonomik gelişme için olmazsa olmaz olduğunu ifade etti.