Uluslararası arenanın nabızları, ABD ve İran arasındaki karmaşık ilişkilerin yeniden şekillenme potansiyeliyle palpabile bir şekilde hissediliyor. Pakistan’ın arabuluculuğuyla ortaya çıkan ‘İslamabad Anlaşması’nın ardından, Tahran ve Washington arasında bir umut ışığı yakılmış gibi görünse de, diplomatik çevrelerde bu ışığın ne kadar dayanıklı olacağı ve nihai hedeflere ulaşılıp ulaşılmayacağı konusunda derin temkinler hakim. Bu hafta sonu Cenevre'de gerçekleşmesi beklenen üst düzey görüşmeler, sürecin kaderini belirleyebilecek kritik bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor.

Tarihi bir anı yaşatan Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’in ‘uzlaşı metni’ açıklaması ve eski Başkan Trump’ın bu gelişmeyi ‘mükemmel bir uzlaşma’ olarak nitelendirmesi, taraflar arasında bir denge oluşturmaya çalışırken, aynı zamanda da süreçteki belirsizlikleri de gözler önüne seriyor. Bu durum, hem İran’ın stratejik önceliklerini hem de ABD’nin uzun vadeli hedeflerini yeniden değerlendirmesine yol açıyor. ‘İslamabad Anlaşması’nın detayları, İran’ın nükleer programı, Hürmüz Boğazı’ndaki ticari faaliyetler ve bölgesel güvenlik konularında önemli tavizler vermesini işaret ediyor.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arackçı’nın önderliğindeki Tahran yönetimi, nükleer meseleyi ‘ikinci bir zaman dilimine’ bırakma kararı alırken, zenginleştirilmiş uranyumun ülke dışına çıkarılması konusundaki şerhini sürdürüyor. Bu yaklaşım, İran’ın uluslararası alandaki varlığını koruma çabasının bir göstergesi olarak yorumlanıyor. Hürmüz Boğazı’nın ticari trafiğe açılması, İran ve Umman arasında stratejik bir işbirliği arayışının da bir parçası. İsrail’in Lübnan saldırıları dahil olmak üzere bölgedeki diğer çatışma noktalarında ise ateşkesin sağlanması, İran’ın öncelikli hedeflerinden biri.

ABD tarafında ise ‘vurduk-anlaştık’ döngüsünün kırılması hedefleniyor. ABD, nükleer materyallerin imhası ve İran’ın nükleer programının tamamen sona ermesini talep etmeye devam ediyor. Ancak, ‘anlaşmaya tam uyum’ şartıyla dondurulmuş fonların serbest bırakılması ve Hürmüz Boğazı’nın tamamen açık kalması gibi konular, müzakerelerde kritik bir rol oynayacak. Ayrıca, bölgesel gruplara sağlanan finansal desteklerin kesilmesi de ABD’nin öncelikli taleplerinden biri. Bu hedeflere ulaşılması durumunda, ABD’nin ‘kapsamlı anlaşmanın temeli olacak bir mutabakat zaptı’ oluşturması ve ardından 60 günlük bir teknik müzakere süreci başlatması planlanıyor.

Süreç boyunca, ABD’li yetkililerin ‘çift başlılık’ endişesi ve İran’daki farklı siyasi gruplar arasındaki görüş ayrılıkları dikkatle takip edildiği belirtiliyor. Başkan Trump ve Bakan Arackçı’nın basın açıklamaları, diplomatik sürecin hassasiyetini ve dikkatli bir yaklaşım gerekliliğini bir kez daha vurguluyor. Cenevre'de yapılacak görüşmelerin ardından, uluslararası kaynaklar, sürecin ‘umut verici ancak temkinli’ yönetilmesi gerektiğinin altını çiziyor.”} |{