Türkiye’nin en köklü yardım kuruluşlarından Kızılay’ın, deprem felaketinden sonra yaptığı mülkiyet hareketleri, büyük bir tartışma yarattı. Sadece çadır ve barınak sağlamakla görevli olan Kızılay’ın, devasa bir gayrimenkul portföyünü, kendi kurduğu bir şirket aracılığıyla devretmesi, muhalefet partileri tarafından ‘mal kaçırma’ olarak değerlendirildi. Bu durum, kamuoyunda büyük tepkilere neden olurken, TBMM’de görüşülmesi beklenen Kızılay kanun teklifine yeni bir boyut kazandı.
Meclis İçişleri Komisyonu’nda incelenen Kızılay kanun teklifine ilişkin hazırlanan rapor, Kızılay’ın yaklaşık 500 milyon lira değerinde olan dokuz hastane, iş merkezi ve binasına, 109 milyon liraya devrettiği ortaya koydu. Bu satışlar, “Kızılay Gayrimenkul ve Girişim Sermayesi Portföy Yönetimi A.Ş.” adıyla kurulan özel bir şirkete aktarıldı. Bu durum, Kızılay’ın faaliyet gösterdiği alanlardaki gayrimenkullerin, kamu kaynaklarının kullanımında şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkelerine aykırı olduğu iddialarını güçlendirdi.
Rapor, satışların detaylarını da açıkça ortaya koydu. İstanbul Maltepe’deki 80 milyon TL değerindeki taşınmaz, 23 milyon TL’ye, Kayseri’deki 35 milyon 760 bin TL’lik mülk 20 milyon 100 bin TL’ye, Konya’daki 54.4 milyon TL değer biçilen hastane binası 12 milyon 500 bin TL’ye, İstanbul Fatih’teki apartman bloğu 80 milyon TL’ye, Ankara Çankaya’daki Memnune Caner İş Merkezi binası 7.5 milyon TL’ye, İstanbul Kartal’daki 72.2 milyon TL’lik hastane binası 14 milyon TL’ye, Kocaeli’ndeki 90 milyon TL’lik binaya 9 milyon TL’ye, İstanbul Bakırköy’deki bina 32.3 milyon TL’ye ve Tekirdağ Çorlu’daki Kızılay binası 11.2 milyon TL’ye devredildi. Bu satışlar, taşınmazların piyasa değerinin çok altında yapıldığı ve kamu kaynaklarının kötüye kullanıldığı yönündeki iddiaları destekliyor.
İçişleri Bakanlığı denetçilerinin Kızılay’a bu işlemler hakkında soruşturma açılıp açılmadığını sorması, tartışmayı daha da alevlendiriyor. Muhalefet partileri, bu durumun, Kızılay’ın faaliyetlerinin şeffaflığı ve hesap verebilirliği konusunda ciddi endişeler yarattığını vurgularken, bu işlemlerin hukuki ve etik açıdan ne kadar sorunlu olduğunu dikkat çekiyorlar. Bu gelişmeler, Kızılay’ın gelecekteki faaliyetlerini ve kamuoyundaki itibarını da etkileme potansiyeli taşıyor.