Türkiye’nin enkaz altında kalan bölgelerinde hayatın yeniden inşa etme mücadelesi verirken, acil sağlık hizmetleri sunumunda karşılaşılan zorluklar da göz ardı edilemez bir gerçek olarak devam ediyor. Özellikle 6 Şubat depremlerinin ardından Hatay ilinde, birinci basamak sağlık hizmetlerinin sunulduğu aile sağlığı merkezlerinin durumu, sağlık çalışanlarının yaşam koşulları ve hizmet kalitesi açısından önemli bir eleştiri konusu oluşturuyor.

Birlik ve Dayanışma Sendikası Genel Başkanı Dr. Ahmet Mehlepçi’nin, deprem bölgesindeki aile sağlığı merkezlerini yerinde ziyaretleri, bu durumun boyutlarını daha da net ortaya koydu. Özellikle Defne ilçesindeki Turunçlu ve Harbiye aile sağlığı merkezlerinde yaşananlar, sağlık çalışanlarının karşılaştığı acı gerçekleri bir kez daha gözler önüne serdi. Bu merkezlerde görev yapan hekimler, hemşireler ve diğer sağlık personeli, son derece yetersiz fiziki koşulların yanı sıra, tahliye tehditleri ve yeni bir çalışma alanı bulma zorunluluğu gibi ek yüklerle mücadele etmek zorunda kalıyor.

Dr. Mehlepçi’nin ifadeleri, bu merkezlerin çoğunun konteynerlardan ibaret olduğunu, bu konteynerlerin birçok temel ihtiyacı karşılamadığını ve sağlık çalışanlarının yaşamlarını doğrudan olumsuz etkilediğini gösteriyor. Örneğin, “Tuvaleti bile olmayan konteynerlerde” görev yapan sağlık çalışanları, yazın aşırı sıcaklardan, kışın ise aşırı soğuktan etkileniyor. Ayrıca, daracık alanlarda çalışmak zorunda kalmaları, iş süreçlerini de olumsuz etkiliyor. Bu koşullarda, deprem bölgesine hizmet sunan sağlık çalışanlarının motivasyonu ve performansı da ciddi şekilde zarar görüyor.

Bu durumun en çarpıcı örneği, 15-20 bin kişiye hizmet veren Turunçlu Aile Sağlığı Merkezi’nde yaşanıyor. Merkez, konteynerlerde faaliyet gösteriyor ve çalışanlar, “Burayı boşaltın, kendinize yer bulun. Boşaltmazsanız sözleşmeniz feshedilir” şeklinde bir tahliye tehdidi altında. Bu aynı zamanda, Harbiye Aile Sağlığı Merkezi’nin de apar topar boşaltılması gibi, bölgedeki sağlık hizmetlerinin ne kadar kırılgan olduğunu da gösteriyor. Hamile bir hemşire arkadaşımızın tuvalet ihtiyacını karşılayabilmek için 200 metre yürümek zorunda olması, yaşam koşullarının aciliyetini daha da çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor. Yağışlı havalarda oluşan su baskınları, hastaların güvenliğini tehlikeye atarken, sağlık çalışanlarının da yaşamlarını zorlaştırıyor. Bu acil durumlarda, hastaların yağmurdan korunabileceği bir alanın dahi bulunmaması, insani bir krizi daha da derinleştiriyor.