Dünyamız, bilinmeyen bir tehdide karşı koymaya çalışıyor. Pasifik'in derinliklerinden yükselen, olağan dışı sıcaklıkları barındıran bir su kütlesi, iklim sisteminde dev bir denge bozukluğuna işaret ediyor. Bu, sadece atmosferde değil, toplumun en kırılgan kesimlerinde de derin izler bırakacak bir dönüm noktası olabilir.

Bilim insanlarının uyarıları doğrultusunda, küresel ısınmanın etkisiyle tetiklenen bu sıcak su girdabı, insanlık tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir El Niño felaketinin habercisi gibi. Tahminler, temmuz sonu itibarıyla dünya genelinde sıcaklıkların, daha önce hiç ölçülmemiş sınırları aşarak, insan yaşamı için ciddi bir tehlike oluşturacağını gösteriyor. Bu tehlikenin asıl kaynağı ise, modern şehirlerin yarattığı sosyal izolasyon ve dayanışma eksikliği olarak ortaya çıkıyor.

İklim Bilimci Dr. Ayşe Demir, bu felaketin en büyük riskinin, özellikle yaşlı nüfusun savunmasızlığına yol açacağını vurguluyor. Geçmişte yaşanan Fransa felaketini örnek gösteriyor: Ağustos ayında 15 binin üzerinde insanın aşırı sıcaklar nedeniyle hayatını kaybettiği bu olay, toplumsal bağların kopmasının, bireylerin hayatta kalma şansını nasıl etkilediğini açıkça ortaya koymuştu. Bu trajedide, evlerinde yalnız yaşayan, kimsenin durumunu bilmediği yaşlıların, yüksek sıcaklıklara karşı direncini kaybetmeleri ve yaşamını yitirmeleri etkili bir faktördü.

Türkiye'nin durumu, Avrupa'daki bu acı tecrübeye benzer bir tablo çiziyor. Ülkemizde 65 yaş ve üzeri nüfusun sayısı 8,5 milyonu aşıyor ve bu kesim büyük çoğunlukla büyükşehirlerin eski mahallelerinde, yalıtımı yetersiz evlerde ve en önemlisi de yalnız yaşıyorlar. Bu durum, hem bireylerin sıcaklık dengesini sağlamasını zorlaştırıyor hem de sosyal destek mekanizmalarının eksikliği, yaşamlarını tehlikeye atıyor. Özellikle sıcakların yükselmesiyle birlikte, vücut ısısını düzenleme yeteneği azalmış, susuzluk hissini algılayamayan yaşlılar, organ yetmezlikleri nedeniyle hayatlarını kaybedebilir. Bu nedenle, Türkiye'nin acilen sosyal dayanışmayı güçlendirecek, yalnız yaşayan büyüklerini koruma altına alacak, acil durum planları yapacak ve toplumun tüm kesimlerini bilinçlendirecek bir seferberlik başlatması gerekiyor. Bu, sadece bir güvenlik önlemi değil, aynı zamanda insan onuruna yakışan bir sorumluluktur.