Bölgesel güç dengelerinde sarsıcı bir değişim habercisi olan Mekke İttifakı, uzun yıllardır şekillenen jeopolitik hesapların son noktası mı olacak? ABD ve İsrail’in Orta Doğu’da oluşturmak istediği ‘NATO tarzı’ ittifaklara yeni bir soluk getiren bu oluşum, mevcut stratejileri nasıl etkileyecek? Bu sorunun cevabını arayarak, ittifakın ortaya çıkış nedenlerini, katılımcı ülkelerin motivasyonlarını ve bölgedeki potansiyel sonuçlarını inceleyeceğiz.

İsrail İç İstihbarat Örgütü’nün (Şin Bet) eski başkanı Ami Ayalon’un 2012’de ortaya attığı ‘Sünni İttifak’ fikri, bu dönüşümün ilk kıvılcımıydı. Ayalon, İran’a karşı bir karşı koyma mekanizması oluşturmak amacıyla, Türkiye’nin liderliğindeki bir koalisyonun ABD ve İsrail tarafından destekleneceğini öngörmüştü. Bu stratejik vizyon, daha sonra ABD’nin Körfez ülkeleriyle işbirliğini yoğunlaştırma çabalarıyla örtüşüyordu. Ancak, ‘Sünni İttifak’ın hayata geçirilmesi, çeşitli engellerle karşılaştı ve farklı ittifak modelleri ortaya çıktı.

ABD’nin Orta Doğu’daki güvenlik stratejileri, 2015’te Suudi Arabistan öncülüğünde kurulan ‘Teröre Karşı İslam İttifakı’ ile birlikte yeni bir boyut kazandı. Bu adım, ABD ve İsrail’in ‘NATO tarzı’ bir bölgesel ittifak kurma hedefinin önemli bir parçasıydı. ABD Savunma Bakanı James Mattis’in İran’a karşı Körfez ülkeleriyle birlikte bir ittifak kurma çağrısı, bu stratejinin somutlaşmasıydı. Ancak, Ortadoğu Stratejik İttifakı (MESA) projesi ve ‘Ortadoğu NATO’sı’ gibi adlandırılan girişimler, bu hedefe ulaşmada zorluklar yarattı.