Düşüncenin özü, yalnızca zihinsel bir süreçten çok daha fazlasıdır. Bizi her gün tekrarlayan rutinlerin ötesine, kendi iç dünyamızın derinliklerine çekerek, dönüp duran bir ses yığınına dönüştürebilir. Bu karmaşıklığı anlamak için, düşünmeyi öğrenmek üzere hazırlıklı olmamız şarttır. Heidegger’in dediği gibi, düşünmek, gündelik yaşamın sıkıcı tekrarı arasına gizlenmiş, en derin anlamı barındıran bir eylemdir.
Geçtiğimiz hafta, Portekiz’in kuzeyindeki Santa Maria da Feira şehrinde düzenlenen Miolo Edebiyat ve Düşünce Festivali, bu kavramı somutlaştıran bir fırsat sunmuştu. Belediye Kütüphanesi’nde gerçekleşen bu etkinlik, farklı disiplinlerden uzmanları bir araya getirerek, düşüncenin sınırlarını sorgulamanızı sağlıyordu. Norveçli şehir planlayıcısı Anne Beate Hovind, İspanyol yazar Clara Usón, tasarımcı Isidro Ferrer, yazarlar Gonçalo M. Tavares, Joana Bértholo ve Dulce Maria Cardoso, Fransız filozof Gilles Lipovetsky, Portekizli filozof Nuno Venturinha ve fizikçi Carlos Fiolhais gibi isimler, düşüncenin ne anlama geldiğini tartışmak için bir araya gelmişlerdi. Festivalin logosu olarak üretilen, zamanı durdurmayı simgeleyen taş üzerine oyulmuş çalar saat, bizi hayatın hızına kapılmadan, düşünmek için zaman ayırmaya davet ediyordu.
Miolo, Portekizce’de “favori kelime” anlamına gelir ve aynı zamanda bir şeyin özünü, çekirdeğini ifade eder. Kitap dünyasında “kitap bloğu” olarak kullanılır, yani bir kitabın iç sayfalarını tanımlar. Mecazi anlamda ise beyin olarak kabul edilir. Festivalin temsil ettiği değerler, bu kelimeyle bir araya gelerek, düşüncenin en önemli unsurlarını bir araya getiren bir kavramı temsil ediyordu. Özellikle Gilles Lipovetsky’nin “Otantiklik İdeali” başlığı altındaki konuşması, günümüzde bireyselliğin ve özgünlüğün önemini vurgulayarak, modern bir kültürün ne anlama geldiğini sorgulamanızı sağlıyordu. Kendin olmak, arzularımıza ve beklentilerimize uygun bir şekilde yaşamak, yani kendi varoluşumuzla uyumlu bir şekilde hayatı deneyimlemek anlamına geliyordu.
Lipovetsky, otantiklik ideali için savaşmayı öneriyordu. Bu savaş, konformizme, ikiyüzlülüğe ve toplumsal beklentilere karşı verilmesi gereken bir mücadeledir. Nietzsche’nin “Tehlikeli yaşamalısın” sözü, bu mücadeleyi daha da vurguluyordu. Bizden istenileni yapmayı reddederek, istediğimiz şeylere yönelip gerçekte olduğumuz kişiyi ne pahasına olursa olsun savunmak, özgünlüğümüzü korumak için gerekli olan bir eylemdir. Miolo, düşüncenin derinliklerini keşfetme fırsatı sunan, kelimelerle şekillenen bir edebiyat festivaliydi. Ben de Santa Maria da Feira’da kendi yaşamımı iki günlüğüne durdurup, kafamın içinde dönen bir David Lynch filminin başrolünü oynadım.”}výr_content