Uluslararası arenanın dikkatini çeken Gazze Mahkemesi, yalnızca bir yargısal mekanizma değil, aynı zamanda küresel vicdanın ve adalet arayışının somut bir tezahürü olarak öne çıkıyor. Bilgi Üniversitesi’nde kamu hukuku alanında uzmanlaşmış Dr. Ural Aküzüm, mahkemenin önemini, uluslararası hukukun etkinliğinin test edildiği ve sivillerin korunması konusundaki küresel farkındalığın güçlendiği bir dönemde yaşanan olaylar bağlamında değerlendiriyor. Mahkeme, farklı disiplinlerden uzmanların bir araya geldiği, geleceğin uluslararası yargı süreçlerine değerli bir arşiv ve hafıza oluşturma potansiyeline sahip bir platform olarak kabul ediliyor.
Aküzüm’e göre, Gazze Mahkemesi’nin bağlayıcı bir yargı yetkisine sahip olmaması, değerini artırmıyor. Aksine, tanıklıkları, uzman değerlendirmelerini ve belgeleri bir araya getirerek, geleceğe kayıtlar bırakma ve tarihe not düşme işlevini başarıyla yerine getiriyor. Uluslararası hukuk tarihinde, büyük insanlık trajedilerinin hukuki sonuçlarının her zaman olayların yaşandığı anda ortaya çıkmadığı, bazen on yıllar sonra gerçekleştiği göz önünde bulundurularak, mahkeme bu noktada önemli bir rol oynuyor. Bu tür kayıtların, yarınki hukuki mekanizmalar açısından hangi sonuçlara neden olup değer kazanacağını bugünden ölçmek mümkün olmuyor.
Saraybosna’daki Gazze Mahkemesi’nin ilk kamuya açık oturumlarının, Srebrenitsa’daki soykırımın ardından yaşananlara ve uluslararası toplumun sivilleri koruma başarısızlığına dair bir hatırlatma niteliğinde olduğu vurgulanıyor. Aküzüm, Srebrenitsa’nın tanıklığın, delilin ve arşivin uluslararası adalet açısından önemini gösterdiğini belirtiyor. Bu bağlamda, Gazze Mahkemesi’nin Saraybosna’daki varlığı, tarihsel bir sembolizm taşıyor ve uluslararası toplumun, insan hakları ihlallerine karşı daha duyarlı ve proaktif olmasının gerekliliğini hatırlatıyor.
<Hocalı’daki olay da Aküzüm’ün değerlendirmelerinde yer alıyor. Azerbaycan kökenli olan Aküzüm, Hocalı’nın, Türkiye ve Azerbaycan için unutulmaması gereken bir tarihsel olay olduğunu belirtiyor. İnsan Rights Watch’ın Hocalı’dan kaçan Azerbaycanlı sivillerin öldürülmesini belgelemesi ve sivillere yönelik ağır ihlalleri kaydetmesi, hukuki terminolojinin doğru kullanılması gerektiğini vurguluyor. Hocalı’nın “soykırım” olarak nitelendirilmesi, Azerbaycan’ın ve çeşitli kurumların benimsediği bir tanıma işaret ediyor ve bu durum, uluslararası toplumun insan hakları ihlalleri konusunda daha hassas bir yaklaşım sergilemesi için bir fırsat sunuyor.