Türkiye’nin narenciye üretimi, son yıllarda gözlemlenen artışla uluslararası arenada önemli bir konuma gelmiş olsa da, bu büyümenin beraberinde jeopolitik ve lojistik zorlukları getiriyor. Özellikle Karadeniz’deki deniz taşımacılığına yönelik güvenlik endişeleri, mevcut ihracat rotalarının alternatif çözümler arayışını tetikliyor. Adana Çiftçiler Birliği Başkanı Mutlu Doğru, bu bağlamda Demir İpek Yolu Projesi’nin Adana ve Mersin limanlarına bağlanmasının, sektörün büyüme potansiyelini önemli ölçüde artıracağını savunuyor.

Başkan Doğru, Türkiye’nin narenciye üretimindeki devrimi çarpıcı bir şekilde özetliyor: 25 yıl önce 2 milyon ton olan üretim, günümüzde 5,5 milyonu aşarken, ihracat da 500 bin tondan 2 milyon tona yükselmiş durumda. Bu artışın arkasında, hem iç tüketimdeki artış hem de yeni çeşitlerin yaygınlaşması yatıyor. Ancak uluslararası rekabetin de giderek arttığı bu ortamda, üretimin artışıyla paralel olarak ihracatın da büyütülmesi gerektiği vurgulanıyor.

Rusya-Ukrayna savaşıyla birlikte Karadeniz’de yaşanan deniz taşımacılığı sorunları, narenciye ihracatını ciddi oranda olumsuz etkiliyor. Gemi trafiğinde yaşanan güvenlik riskleri, özellikle yeni sezonda önemli pazarlara sevk operasyonlarını engelliyor. Bu nedenle, alternatif lojistik çözümlere yönelmek hayati önem taşıyor. Başkan Doğru, Azerbaycan, Özbekistan, Türkmenistan, Kazakistan ve Çin gibi ülkelerle daha yakın işbirliğinin, Türkiye’nin narenciye ihracatında yeni fırsatlar sunabileceğini belirtiyor.

Demir İpek Yolu Projesi’nin Adana ve Mersin’e entegrasyonu, narenciye sektöründe bir dönüm noktası olabilir. Kars üzerinden Orta Asya ülkelerine yönelik ihracatın önünün açılması, Türkiye’nin narenciye üretimini küresel pazarda daha etkin bir şekilde sergilemesine katkı sağlayacaktır. Ayrıca, Çukurova’da üretilen yaş meyve ve sebzelerin demiryoluyla, soğutuculu konteynerler kullanılarak taşınması, daha hızlı ve ekonomik bir ihracat imkanı sunarak sektöre yeni bir soluk getirebilir. Bu stratejik yaklaşım, tarım ve orman, ticaret ve ulaşım bakanlıkları ile bölge milletvekillerinin desteğini gerektiren, ülke ekonomisine ve Türk tarımının rekabet gücüne önemli katkılar sağlayacak bir dönüşümün başlangıcı olabilir.