Küresel ekonominin geleceği hakkında endişe verici bir değerlendirme Birleşmiş Milletiler tarafından yapıldı. UNCTAD’ın son raporu, 2025’te dünya ekonomisinin %2,9’luk bir büyüme oranına ulaşmasının ardından, bu yıl %2,6’lık bir düşüşle karşı karşıya kalacağını öngörüyor. Bu durum, özellikle enerji piyasalarındaki dalgalanmalar ve Orta Doğu’daki devam eden çatışma gibi küresel risklerin etkilerini gözler önüne seriyor.

Rapor, ekonomik büyüme potansiyelini etkileyen temel faktörleri de vurguluyor. Gelişmekte olan ülkeler, yeni teknolojilere ve politik engellere uyum sağlamakta zorlanırken, büyüme oranları %4,7’den %4’e geriliyor. Bu durum, ekonomik rekabet gücünün zayıflamasına ve küresel tedarik zincirlerindeki yerlerinin değişmesine yol açabiliyor. Aynı zamanda, gelişmiş ekonomiler de durgunluk, sıkılaşan para politikaları ve enerji şoklarına karşı savunmasız kalıyor.

ABD, küresel büyümenin önemli bir destekleyici unsuru olmaya devam etse de, yapay zeka yatırımları ve iş gücü piyasasının talebi gibi faktörler, reel ücretlerde düşüşlere neden oluyor. Avrupa’da ise yatırım eksikliği, ticaret parçalanması ve enerji fiyatlarındaki belirsizlikler, ekonomik büyümeyi olumsuz etkiliyor. Ancak, Güney Kore, Japonya ve bazı diğer Asya ülkeleri, yüksek teknoloji taleplerinden ve stratejik yatırımlardan faydalanarak büyüme potansiyellerini koruyor.

Küresel mal ve hizmet ticareti, geçen yılın rekorunu aşarak 35 trilyon doları bulmuştu ve bu yıl %4’lük bir büyüme bekleniyor. Ancak, yapay zeka teknolojilerinin yükselişi, ticarette yeni dinamikler yaratıyor. Sadece birkaç ekonomi, yapay zeka sayesinde büyüme fırsatlarından yararlanırken, diğer ülkeler bu değişime ayak uydurmada zorlanıyor. UNCTAD Genel Sekreter Vekili Pedro Manuel Moreno, küresel ekonominin baskıları beklenenden daha az dirençle karşılaştığını ve bunun, farklılaşmanın gizlediği bir yanılsama olduğunu vurguluyor. Bu, devletlerin ulusal güvenlik ve teknolojik liderlik için stratejik sektörlere odaklanmasıyla şekilleniyor. Dijital teknolojiler ve yapay zeka, ekonomik ve ulusal güvenlik arasındaki sınırları bulanıklaştırırken, coğrafi faktörler de tedarik zincirlerinin önemini artırıyor.