Muş’un kalbindeki Bilek köyü, doğanın şahane mucizelerine tanıklık eden bir vaha. 47 kilometre mesafedeki bu hamlet, 110 bin ahlat ağacının bir araya gelerek oluşturduğu, adeta bir meyve bahçesiyle göz kamaştırıyor. Geleneksel hasat ritüelleriyle şekillenmiş bu süreç, bölge halkının yaşamına ve çevre illerden gelen ziyaretçilerin ilgisini çekerek, bir doğal şölenin başlangıcını müjdeliyor.
Bu yıl, ahlat armutlarının beklenenin çok ötesinde bir verimlilik gösterdiği dikkat çekiyor. 20 Eylül'de başlayan ve 20 Kasım'a kadar uzanan hasat dönemi, hem yerel halkın geçim kaynağı hem de bölge ekonomisine önemli katkılar sağlıyor. Gaziantep, Elazığ ve Bursa gibi şehirlerden gelen ziyaretçiler, bu eşsiz meyveyi tattıkça, doğanın sunduğu bu lüksün değerini kavramaya başlıyor. Hasat, sadece bir ürün toplama eylemi değil, aynı zamanda doğayla bütünleşmenin ve bu doğal zenginliğin korunmasının önemini vurgulayan bir deneyim.
Bölge sakinlerinden Şahabettin Çiçek’in talepleri, bu doğal cennetin korunması konusunda önemli bir mesaj içeriyor. Çiçek, 110 bin ahlat ağacının bulunduğu bu geniş arazinin, devlet tarafından milli park statüsüne kavuşturulmasını savunuyor. Daha önce 150 bin ağacın bulunduğu alanın, köy halkının ihmalinden zarar gördüğünü belirterek, bekçi ihtiyacını vurguluyor. Köyün geniş yüzlemesi (20 km x 17 km) ve UNESCO'nun bölgeyi araştırıp milli park ilan etmesi talebi, bu doğal mirası gelecek nesillere aktarmanın önemini gösteriyor.
Bilek köyündeki ahlat armutlarının hasadı, sadece bir meyve hasadı değil, aynı zamanda doğanın sunduğu bereketin, geleneklerin ve değerlerin bir sentezi. Bu eşsiz deneyim, Türkiye’nin en nadir meyvelerinden birine sahip olmanın heyecanını yaşatırken, doğanın korunması ve sürdürülebilir kalkınma konularında da önemli bir örnek teşkil ediyor.