Yargı salonlarının soğuk atmosferi, dün sabah saatlerinde beklenmedik bir gerginlikle doldu. Bakırköy Adliyesi’nde, emekli Amiral Türker Ertürk’ün 1 yıl 14 ay 20 gün hapis cezasının infazının ardından başlayan yargılama sürecinde, bir hakim heyetinin verdiği tahliye kararı, Türkiye’nin gündemine bomba gibi girdi. Odaya adım atan an, sanki bir korku filminin sahnesi gibiydi; isli, küflü bir kokunun hüküm sürdüğü, gerilimin ve belirsizliğin yoğunlaştığı bir ortamdı.

Olay, uzun süren bir sürecin ardından sonuçlanırken, hakim B.C’nin kararı, kamuoyunda büyük tartışmalara yol açtı. Ertürk’ün duruşmasına katılan haber ekibleri, hakim heyetinin yıpranmış ve stresli görünümünü gözlemleyerek, adeta bir felaket filmi izliyormuş gibi hissettiler. Avukatların kanun maddelerini sıraladığı her bir cümle, hakimlerin panik halinde tepki vermesine neden oluyordu. Yönetim biçimi, yargı bağımsızlığına ve adil yargılanma hakkına dair soru işaretleri yaratıyordu.

Olayın merkezinde yer alan hakim B.C., FETÖ’ye yönelik davalar kapsamında, 21 sanık için tahliye kararı vermişti. İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada, mahkeme tarafından verilen bu kararın ardından, ortalık bir anda ayağa kalkmıştı. Savcılığın itirazı üzerine, sanıklar tekrar tutuklanmış, HSK olağanüstü toplantı düzenlemiş ve B.C. dahil olmak üzere üç hakimi açığa almıştı. HSK’nin gerekçesinde, kararın “makul, mantıklı ve geçerli nedenlere dayanmaması” ve “15 Temmuz kanlı darbe girişimi esnasında verilen şehit ve yaralı sayısı, kalkışmanın meydana getirdiği toplumsal travmanın izlerinin halen devam etmesi gibi realiteler göz önünde bulundurulduğunda, tahliye kararının toplumda infial uyandırdığı ve kamuoyu vicdanını yaraladığı” vurgulanmıştı.

HSK’nin kararı, B.C.’ye ve diğer hakimlere yönelik soruşturmayı tetikledi. Dönemin HSK Başkanvekili Mehmet Yılmaz, olay üzerine yaptığı basın açıklamasıyla, hakimlerin davranışlarını sert bir dille eleştirerek, “Rüşvetle karar veren, hatır gönülle, örgütsel menfaatler için örgüt talimatıyla karar veren hakimler göreve devam etsin” dedi. Yılmaz’ın bu ifadeleri, yargı bağımsızlığına dair tartışmaları daha da alevlendirirken, Türkiye’nin gündemine yeni bir boyut kazandırdı. Olay, yargıda şimşeklerin çakış ve adalet arayışının ne kadar zorlu olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.”}çıkartma