Hollywood’ün en parlak yıldızları, acımasız bir gerçekliği sinemaya aktarıyor: İklim krizi, servet hırsı ve insanlığın kendini yok etme eğilimi. Alejandro G. Iñárritu’nun son yapımı ‘Digger’, Tom Cruise’un performansıyla birleşince, sadece bir film değil, aynı zamanda bir uyarı niteliğinde. Film, dünyanın en büyük petrol patronu olan Digger Rockwell’un, gezegenin sonunu getirecek bir felakete karıştığını anlatıyor. Digger, hem kendi servetini korumak hem de kendi imajını sürdürmek adına her türlü etik sınırları aşarken, milyonlarca insanın hayatını sonsuza dek etkileyecek bir trajediye öncülük ediyor. Bu kara mizah, iktidarın ve açgözlülüğün dehşetini çarpıcı bir şekilde gözler önüne seriyor.

Filmin merkezindeki olaylar, Grönland’daki sondajlarından kaynaklanan metan gazı sızıntısı ile başlar. Digger, bu durumu bir fırsat olarak görerek, kendi çıkarları doğrultusunda hareket eder ve dünyayı yok etmekle tehdit eder. Ancak, bu yıkım sürecinde, sadece insan hayatlarını değil, aynı zamanda doğal dengeyi ve ekosistemleri de yok eder. Digger’ın trajik ironisi, kendini kurtarıcı olarak görmesi ve bu felaketi kontrol altında tutmaya çalışmasıdır. Bu süreçte, sevdiği tek varlık olan kedisi Maggie’yi bile, kendi çıkarları için korumaya çalışır. Yönetmen Iñárritu, bu durumu ‘10 yıl önce bu filmi çekemezdim’ diyerek, hem kendi yetersizliğinin hem de dünyanın bu acı gerçeklikle yüzleşmeye hazır olmadığına işaret ediyor.

‘Digger’in anlatımı, sadece bir aksiyon filmi olmanın ötesinde, ABD’nin modern siyasetini ve ekonomik yapısını eleştiren bir yorum sunuyor. Film, yaşlı beyaz adamların, teknoloji milyarderlerinin dünyanın geleceğini kendi çıkarları için kullanmasını, insanlığın açgözlülüğünü ve aptallığını, iklim değişikliğinin etkilerini ve hatta Trumpizm’i (yani otoriter ve popülist liderliğin yükselişini) acımasızca ortaya koyuyor. Filmin doruk noktası, Digger’ın mecliste yaptığı konuşma oluyor. Bu 10 dakikalık, kesintisiz plansekans, hem yönetmenin sanatsal vizyonunu hem de filmin temel mesajını vurguluyor. VistaVision formatı kullanılarak çekilen film, geniş ekran teknolojisiyle görsel açıdan etkileyici bir deneyim sunuyor.

David Ayer’in yönettiği ‘Vahşinin Kalbi’ ise, tam bir zıtlık oluşturuyor. Film, Alaska’nın zorlu doğasında hayatta kalmaya çalışan eski bir asker ile köpeği Odin arasındaki bağı merkeze alıyor. Brad Pitt’in başrolünde olduğu film, savaş sonrası travmalar, insanlık ve doğa arasındaki ilişki gibi derin temaları işliyor. James Belmont adlı karakter, Afganistan ve Irak’ta savaşmış, travma sonrası stres bozukluğu yaşamaktadır. Odin ise, James’in en iyi dostu ve ona olan bağlılığı, filmin duygusal merkezini oluşturuyor. Film, hayvan eğitmeni Andrew Simpson tarafından Odin’e özel olarak eğitilmiş. ‘Dövüşü iri cüssenle kazanmazsın, yüreğinle kazanırsın’ diyaloğu, Odin’e yapılan bir göndermedir ve köpeklere düşkün seyircilerin kalplerine dokunmayı hedefliyor.”}p>