Wall Street, yılın ilk yarısında jeopolitik gerilimlerin ve enflasyon beklentilerinin yarattığı karmaşayla adeta sarsıldı. İsrail-İran ihtilafın Orta Doğu’daki etkisi, Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğinin aksamasının tetiklediği enerji arz sıkıntıları, yatırımcıların risk iştahını ciddi şekilde düşürdü. Bu durum, Dow Jones, S&P 500 ve Nasdaq gibi önde gelen endekslerde ilk çeyrekte belirgin bir satış baskısına neden oldu. Özellikle, petrol fiyatlarındaki artış, enflasyon korkularını daha da körükleyerek piyasaları olumsuz etkiledi.

Ancak, ikinci çeyrekte, ABD-İran arasında sağlanan ateşkes ve SpaceX’in halka arzı gibi olumlu gelişmeler, jeopolitik risk algısını azaltarak piyasalara yeniden destek verdi. Bu dönemde, endeksler önemli ölçüde yükseldi; Dow Jones %12.9, S&P 500 %14.9 ve Nasdaq %21.4 oranında artış gösterdi. Enerji sektörü şirketleri, bu yükselişte öne çıkarak yatırımcıların ilgisini çekti. Ancak, bu yükselişin sürdürülebilirliği, üçüncü çeyrekte yeniden ortaya çıkan jeopolitik riskler ve enerji maliyetlerindeki artışlarla sarsıldı.

Üçüncü çeyrekte, Orta Doğu’daki gerilimler ve enerji piyasalarındaki dalgalanmalar, yatırımcıların belirsizlik içinde hareket etmesine neden oldu. Brent petrol ve WTI ham petrol fiyatlarındaki yükselişler, kalıcı enflasyon korkularını yeniden alevlendirdi. Bu durum, pay piyasalarında sektörel ayrışmayı derinleştirdi; yapay zeka ve teknoloji şirketlerinin hisseleri değer kaybetti, enerjide ise iyileşme görüldü. Bu dönemde, ABD Hazine Bakanlığı’nın piyasa likiditesini desteklemek amacıyla tahvil geri alım operasyonlarını artırma çabaları, piyasadaki baskıyı hafifletemedi. Yüksek tahvil getirileri, ABD’nin artan kamu borcunun yükünü daha da ağırlaştırdı.

Fed Başkanı Kevin Warsh’un Jackson Hole’daki açıklamaları, enflasyonla mücadele konusunda Fed’in kararlılığını sürdüreceğini gösterdi. Bu beklenti, yatırımcıların risk iştahını daha da azaltmasına neden oldu. Ancak, Fed’in piyasa likiditesini desteklemek için yaptığı tahvil geri alım operasyonları ve ABD Hazine Bakanlığı’nın benzer adımlar, piyasayı rahatlatmaya yönelik çabalardı. ABD’nin kamu borcunun 40 trilyon doları aşması ve yüksek tahvil getirileri, finansal istikrar için önemli bir risk oluşturmaya devam ediyor. Gelecekte, Fed’in para politikası kararları ve küresel ticaret dengelerindeki gelişmeler, Wall Street’in yönünü belirlemede kritik rol oynamaya devam edecek.