Türkiye İşçi Partisi'nin (TİP) önderi Can Atalay, TBMM'nin yeni yasama yılının ilk günü, 1 Ekim'de gerçekleştireceği 24 saatlik açlık greviyle dikkatleri üzerine çekti. Bu eylem, Atalay'ın Hatay'ın temsil hakkı ve Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarının uygulanması talebini dile getirmesiyle şekillendi. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş'a yönelik doğrudan bir çağrıyla, Atalay, mevcut yargı sisteminin haksız tutukluluk durumunu ve Anayasa Mahkemesi'nin kararlarının ihlali iddiasıyla Meclis'in sorumluluğunu sorguluyor.

Atalay'ın cezaevinden yaptığı açıklamada, “Artık bıçak kemiğe dayanmıştır” ifadeleri dikkat çekti. Bu ifade, Atalay'ın eyleminin, Hatay halkının gasp edilen temsil hakkını ve emekçilerin, yoksulların, bilcümle halkımızın, adalete aç olanların duyulmayan sesini duyurmak amacıyla gerçekleştirildiğini vurguluyor. Özellikle TBMM'nin yeni yasama dönemine başlaması, Hatay halkının taleplerinin daha fazla duyulması için bir fırsat olarak değerlendiriliyor. Atalay, seçilmiş bir milletvekili olarak, Anayasa Mahkemesi'nin 'yargılamanın durması' kararına rağmen, tahliye edilmemesi ve yemin ederek görevine başlamamasının hukuki ve siyasi açıdan bir haksızlık olduğunu savunuyor.

Atalay'ın açıklamaları, Anayasa Mahkemesi'nin, TBMM'nin görevini yerine getirmemesine ve hukuki karşılığı olmayan bir adımla milletvekilliğini fiili durum yaratılarak düşürmeye çalışmasına dair endişelerini dile getiriyor. Mahkeme'nin bu işlemi ‘yok hükmünde’ olarak karara bağlamasına rağmen, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş'un sorumluluktan kaçınması, Atalay'ın eylemini daha da anlamlı kılıyor. Atalay, TBMM'yi, seçilmiş bir milletvekiliye karşı da sorumluluklarını yerine getirmeye çağırıyor ve diğer ülkelerde yaşanan benzer durumların kınanmasını talep ediyor.

Bu açlık grevi, sadece Can Atalay'ın bireysel bir eylemi olmanın ötesinde, Türkiye'deki hukukun üstünlüğüne, yargı bağımsızlığına ve Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmasına dair önemli bir tartışma başlatma potansiyeli taşıyor. Atalay'ın talepleri, Hatay halkının temsil hakkının savunulması ve emekçilerin, yoksulların seslerinin duyulması bağlamında, Türkiye'nin geleceği için önemli bir uyarı niteliğinde olabilir.