Küresel çelik piyasasında uzun süredir devam eden dengesizlikler, şimdi daha kapsamlı bir çözümle karşı karşıya. Türkiye’nin de önemli bir rol üstlendiği ‘Milwaukee Anlaşması’ olarak bilinen bu yeni platform, küresel çelik üretim fazlası sorununa karşı 28 güçlü ekonominin ortak hareket etmesini sağlayacak. Bu stratejik ittifak, sadece ticari avantajları korumakla kalmayacak, aynı zamanda küresel ticaret sisteminde adil rekabetin sağlanmasına da katkıda bulunacak.

Bu yenilikçi yaklaşımın temelinde, küresel çelik üretiminin aşırı kapasiteyle karşı karşıya kalması yatıyor. OECD verileri, 2024 yılı itibarıyla küresel çelik kapasitesinin 601 milyon tona ulaşacağını ve 2028’e kadar 745 milyon tona yükselmesini öngörüyor. Bu durum, mevcut üretim kapasitesinin talebi önemli ölçüde aşarak, kullanılmayan veya talep fazlası olan çelik miktarını son on yılın en yüksek seviyelerine çıkaracak. Bu durum, özellikle Çin'in rolüyle daha da belirginleşiyor.

Çin’in çelik üretimi, küresel piyasada belirleyici bir konumda. İç piyasada altyapı ve gayrimenkul sektöründeki yavaşlama, Çinli üreticilerin ihracata yönelmesine neden oldu. 2025 yılında 131 milyon tonla rekor düzeyde gerçekleşen ihracat, 2020 yılına kıyasla yüzde 153’lük bir artışa işaret ediyor. Bu durum, diğer ülkelerdeki üreticiler üzerinde ciddi bir rekabet baskısı oluşturuyor ve ‘Milwaukee Anlaşması’nın ortaya çıkışında da doğrudan etkili oldu. Bu platform, Çin’in ihracatını dengelemek ve küresel piyasada adil rekabeti sağlamak amacıyla kuruldu.

‘Milwaukee Anlaşması’nın en önemli özelliklerinden biri, üyelere daha fazla özerklik tanıyarak, kendi savunma mekanizmalarını kullanabilme imkanı sunmasıdır. Ülkeler, kendi içlerinde damping ve sübvansiyon soruşturmaları başlatabilir, gerekirse korunma önlemleri alabilir. Bu durum, düşük fiyatlı ithalata karşı ek vergi veya kota benzeri önlemlerin daha sık gündeme gelmesine yol açabilir. Bu yeni sistem, küresel çelik ticaretinde daha dinamik ve esnek bir ortam yaratmayı hedefliyor.