Gün batımının kızıllığıyla örtüşen bir İstanbul sabahı... Hayat, bazen bir çelişki girdabında dönüyor; unutkanlık, adaletsizlik, unutulmuşluk ve yeniden doğuşun umudu. Sonbahın getirdiği ağır sessizlik, insanı kendiyle yüzleşmeye itiyor. Bu dönemde, bir yandan devletin imha edemediği, bir yandan insanlığın unutamadığı, bir yandan da bireyin kendi içindeki karanlıkla mücadele ettiği bir dönemde, hayatın anlamını aramaya çalışıyoruz. Bu çelişkili atmosferde, ‘Korkudan Korkmak’ başlığı altında bir panelin izlenişi, hayatın kendisini bir nevi yansıtıyor: Bir yandan, geleceğe dair korkular, diğer yandan, geçmişin hatalarından ders çıkarmaya yönelik çabalar...
Ankara’da düzenlenen, Aziz Nesin’in ölüm yıldönümü özel panele katılım, hayatın karmaşıklığını bir kez daha gözler önüne serdi. Dil Bayramı’nın kutlanması, özgür düşüncenin ve ifade özgürlüğünün önemini vurgularken, aynı zamanda, toplumsal kutuplaşmanın ve farklı görüşlerin bir araya gelmesinin ne kadar zor olduğunu da ortaya koyuyordu. Panelde, TYS Başkanı Adnan Özyalçıner’in Aziz Nesin’in eserinden çıkardığı dersler, Mustafa Balbay’ın iktidardaki adaletsizliklere yönelik eleştirileri ve Uğur Mumcu’nun cesaretli sözleri, “Korkuya boyun eğmeyen” bir ruhun temsiliydi. Bu buluşma, sadece bir tartışma değil, aynı zamanda bir hatırlatma: Korkunun bizi esir almasına izin vermemek, aklımızı ve vicdanımızı korumak...
Aziz Nesin’in mirası, günümüzün en önemli tartışma konularından birine ışık tutuyor: Korku. Korku, sadece bireysel bir duygu değil, aynı zamanda toplumsal bir mekanizma olabilir. Toplumda korku yaymak, bireyleri kontrol altında tutmanın en etkili yollarından biridir. Ancak, korku karşısında susan ve düşüncesiz kalan bir toplum, kendi özgürlüğünü ve geleceğini kaybetmiş demektir. Nesin’in bizlere sunduğu mesaj, bu korkuyla yüzleşmek, onu anlamak ve hatta bazen onu mizahla eleştirmektir. ‘Otoritenin en korktuğu şeylerden biri kendisine gülünmesidir’ sözü, bu gerçeği çarpıcı bir şekilde ifade ediyor. Mizah, korkunun panzehiri, çünkü bizi gülümseterek, gerçeklikle yüzleşmemizi sağlar.
Panelin sonunda, Nâzım Hikmet’in ‘Kuvayı Milliye Destanı’ndaki ‘Tavşan korktuğu için mi kaçar, yoksa kaçtığı için mi korkar?’ sorusu, hayatın derinliklerine inerken zihnimizde yankılanıyor. Korku, bazen gerçek tehlikelere karşı bir savunma mekanizması olabilirken, bazen de bizi hareketsiz bırakarak, kendi kaderimizi elinden bırakmamıza neden olabilir. Bu nedenle, korkuyu anlamak, onu kontrol etmek ve onu doğru kullanmak, hayatın en önemli mücadelelerinden biridir. Son olarak, Tiyatro Eleştirmenler Birliği’nin (TEB) 33. Ödül Töreni, sanatın ve eleştirinin önemini bir kez daha hatırlattı. Bu tören, sadece sanatçıları ödüllendirmekle kalmadı, aynı zamanda, sanatın toplumla olan bağını ve sanatın toplum üzerindeki etkisini de vurguladı.