Ortadoğu’nun jeopolitik haritası yeniden çiziliyor! ABD’nin Irak’tan son askerlerini çekmesi, 23 yıllık bir işgal ve 35 yıllık stratejik bir dönemin sonunu müjdeliyor. 1 Ekim 1990’dan beri bölgede uygulanan ‘açık askeri saldırganlık’ doktrini, 30 Eylül 2026’da sona erecek. Bu tarih, yalnızca ABD için değil, tüm bölge için yeni bir çağın başlangıcı anlamına geliyor.

Bu çekilme süreci, Obama döneminden itibaren devam eden Afganistan ve Irak’taki askeri varlıkların azaltılması planının doğal bir sonucudur. Beyaz Saray’a gelen her yönetim, bu süreci farklı ölçeklerde uygulamış, küresel güç dengelerinde kademeli bir değişim yaratmıştır. ABD’nin ‘Büyük Ortadoğu’ vizyonu, Donald Trump yönetiminde ‘genel gerileme’ doktrini ile birleşerek, bu süreci daha da hızlandırmıştır. Bu doktrin, Avrupa ve Ortadoğu’daki askeri ağırlığı azaltarak, Pasifik bölgesine odaklanmayı hedeflemiştir.

Ancak bu ‘zorunlu’ gerileme, ABD’nin ekonomik ve stratejik sınırlamalarının bir yansımasıdır. Güçlerini birden fazla cephede sürdürmekte zorlandığı düşünüldüğünde, Irak’tan çekilme, İran’a yönelik benzer girişimlerin de engelleneceği anlamına geliyor. Emperyalist güçlerin, kaybedecekleri durumlarda çekilme eğiliminde olduğu gerçeği göz ardı edilmemelidir. Bu durum, Çin’in yükselişi, ‘tek merkezli dünya’ kavramının çöküşü ve Küresel Güney ülkelerinin artan etkisi gibi küresel trendlerle örtüşmektedir.

ABD’nin Irak’tan çekilmesi, sadece bir askeri operasyon değil, aynı zamanda küresel güç dengelerinin yeniden şekillenmesinde oynadığı rolü de ortaya koymaktadır. Petrodolar sisteminin gerekliliği ve İsrail’in geleceği gibi faktörler, ABD’nin bölgede varlığını sürdürme amacını etkilemeye devam edecektir. Ancak bu, ABD’nin askeri varlığının daralması ve bölgede yeni bir güvenlik mimarisinin inşa edilmesiyle sonuçlanacaktır. Bu yeni dönemde, ABD’nin ‘yük paylaşımı stratejisi’ bölge ülkeleri için fırsat mı, yoksa zorluk mu yaratacak, sorusu ön plana çıkacaktır.