Türkiye’nin ekonomik manzarasında, uzun yıllardır uygulanan belirli bir stratejik yaklaşım sorgulanıyor. ‘Bizden olsun’ ilkesiyle şekillenen, devlet kurumlarına atamalarda ve yönetimde belirleyici olan bu yaklaşımın, ülkenin ekonomik refahı üzerindeki uzun vadeli etkileri tartışma konusu haline geldi. Bu durum, özellikle küçük ve orta ölçekli yatırımcıların büyük kayıplar yaşamasına neden olmuş, ancak bu kayıpların altında yatan sistemik sorunlar tam olarak ortaya konulamamıştır.
Cumhurbaşkanı’nın dile getirdiği gibi, bu sistemde, siyasi bağlantılar ve kişisel ilişkiler, liyakatten öncelik kazanmış gibi görünüyor. Örneğin, siyasi geçmişine sahip bireylerin, kritik pozisyonlara atanması, sorgulanmadan kabul edilmiş ve bu durum, devlet kurumlarının bağımsızlığını ve etkinliğini ciddi şekilde zedeledi. Bu durum, özellikle akademik ve finansal alanlardaki yetenekli bireylerin, sistemin içinde yer bulamamasıyla sonuçlanmış, bu da ülkenin genel potansiyelini sınırlamıştır. Bu durumun, sektörel gelişim ve yenilikçilik üzerindeki olumsuz etkileri de göz ardı edilmemelidir.
Bu bağlamda, Tera Yatırım Holding örneği, sistemdeki sorunların en çarpıcı örneklerinden biri olarak öne çıkıyor. Holdingin sahibi Emre Tezmen’in, üçkâğıtçılık fonlarını batırmaya başlamasıyla birlikte, ‘milli ve yerli şirketimize büyük saldırı’ söylemiyle kamuoyuna sunulan bir dönüşüm, aslında sorunu daha da derinleştirdi. Tezmen’in, geçmişte çeşitli bakanlıklar ve devlet kurumlarında görev yapmış olması, bu süreçte kritik bir rol oynamış, ilişkileri ve bağlantıları aracılığıyla elde ettiği desteklerle ortalığı batırmasına ve ardından hızla toparlanmasına olanak sağlamıştır. Bu durum, devletin ekonomik güvenliğine ve yatırımcıların güvenine ciddi bir darbe vurmuş, aynı zamanda kamuoyunda derin bir güvensizliğe neden olmuştur.