Türkiye ekonomisinin nabzını tutan bir skandal, Fatma Betül Sayan Kaya’nın Özata Denizcilik hisselerinden elde ettiği iddia edilen 2.2 milyar liralık kazançla birlikte yeniden gündeme geldi. AKP’li Kaya’nın, hisse alım satım stratejisi ve ardından aniden satış yapması, milyon dolarlık bir karın nasıl elde edildiği sorusunu beraberinde getirirken, bu durumun SPK ve MASAK’ın tepkisini hızlandırdı.
Haberin merkezinde yer alan olay, Nisan ayında 163 milyon liralık bir Özata Denizcilik hissesi satın alınmasıyla başladı. Kısa süre içinde hisse değeri 250 milyon, ardından 700 milyon, 1.3 milyar, 1.9 milyar liraya yükseldi. Ancak Kaya çifti, 5 ayın sonunda hisselerini satarak 2.2 milyar liralık kar elde etti. Bu ani ve büyük kazancın nasıl ortaya çıktığı, özellikle SPK’nın bu tür olaylara karşı yeterince hızlı ve etkili olup olmadığı konusunda soru işaretleri yaratıyor.
MASAK eski Başkan Yardımcısı Ramazan Başak, SPK’nın bu tür olayları inceleme konusunda zamanlamada geciktiğini ve bu durumun suç duyurusunda bulunma sürecini de etkilediğini vurguluyor. Başak, “İlgili kanuna göre 2.2 milyar liranın iki katı ödemesi yapılması gerekirdi. SPK, Kaya’nın elde ettiği kazancı hemen bulur, bu 2.2 milyarla mı sınırlı ortaya çıkarır. MASAK uzmanları da oturdukları yerden bu paranın nereye aktarıldığını iki günde ortaya çıkarır. Banka hareketleri ortaya çıkar. Kaya gibiler kıssa sürede bulunur” şeklinde ifadelerle konunun aciliyetini ve derinliğini belirtiyor. Başak ayrıca, “Bakan suçüstü yakalanmasaydı istifa edecek miydi? Para iade edilecek miydi” şeklinde bir soruyu da gündeme getirerek, sürecin şeffaflığı ve hesap verebilirliği konusundaki endişelerini dile getiriyor.
Olay, sadece finansal bir skandala değil, aynı zamanda hukuki ve siyasi bir tartışma zemine de taşınmış durumda. Başak’ın “Muhalif bir isim olsaydı belki de Silivri’deydi. Bu süreç doğru değil” iddiası, konunun siyasi boyutunu da göz önüne seriyor. Bu durum, SPK’nın daha proaktif bir yaklaşım sergilemesi ve MASAK’ın detaylı bir inceleme yaparak şeffaflığı sağlaması gerektiğini bir kez daha ortaya koyuyor. Türkiye’nin ekonomisine olan etkisi düşünüldüğünde, bu skandalın sonuçları uzun vadede hissedilebileceği ve benzer olayların önüne geçmek için daha sıkı denetimlerin yapılması gerektiği vurgulanıyor.