İran ve Amerika Birleşik Devletleri, 28 Şubat’taki acı olayların ardından başlayan ve 8 Nisan’da sağlanan geçici duruma son verilmesinin ardından, kalıcı bir barış zemini oluşturmak için Pakistan’ın güvenli sularında bir araya geldi. İslamabad, bu çabaların merkezinde yer alarak, iki güçlü ülkeyi karşı karşıya getiren sorunların çözümünde kritik bir rol üstleniyor. Görüşmeler, tarafların çıkarlarını dengede tutarak, bölgesel istikrar için önemli bir fırsat sunuyor.

Pakistanlı yetkililer, bu karmaşık müzakerelerin, İslamabad’daki bir otelde gerçekleşecek olan yüz yüze görüşmelere kadar ayrı ayrı temas çalışmalarıyla başladığını duyurdu. Her iki tarafın da, Pakistanlı arabulucular aracılığıyla kendi heyetleriyle ayrı ayrı görüşmelerde bulunması, anlaşmanın temel unsurlarının belirlenmesi sürecinde önemli bir adım teşkil ediyor. Bu görüşmelerde, taraflar arasındaki hassas noktaların anlaşılması ve ortak bir zemin oluşturulması hedefleniyor. İran heyetine, Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf liderliğinde, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Savunma Konseyi Genel Sekreteri Ali Ekber Ahmediyan ve Merkez Bankası Başkanı Abdunnasır Himmeti eşlik ediyor. ABD heyetine ise Başkan Yardımcısı JD Vance, Başkan Trump’ın damadı Jared Kushner ve Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff öncülük ediyor. Başbakan Navaz Şerif, Dışişleri Bakanı İshak Dar ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Asım Münir de Pakistan’ın bu kritik süreçteki rolünü başarıyla yerine getiriyor.

Müzakerelerin başlamasıyla birlikte, İran’ın talepleri arasında, topraklarına yönelik saldırıların kesin olarak engelleneceğine dair garanti, yaptırımların kaldırılması, sivil nükleer programın tanınması ve dondurulmuş varlıkların iadesi yer alıyor. Aynı zamanda, Hormüz Boğazı’nda yeni bir geçiş protokolü oluşturulması da İran’ın öncelikli talepleri arasında. Ancak, ABD tarafı bu talepleri “kabul edilemez” olarak değerlendiriyor ve İran’ın taleplerinin büyük farklılıklar içerdiğini belirtiyor. Bu durum, müzakerelerin kırılganlığını artırıyor ve kalıcı bir çözüm için daha hassas bir yaklaşım gerektirmekte.

İsrail’in Lübnan’a yönelik devam eden saldırıları ve taraflar arasındaki temel anlaşmazlıklar, bu görüşmelerin başarısızlıkla sonuçlanma riskini artırıyor. Pakistan’ın arabuluculuğu, bu hassas dengede önemli bir rol oynuyor. Tarafların, ortak bir zeminde buluşması ve bölgesel istikrar için bir barış anlaşması imzalaması, gelecek için umut vadediyor. Ancak, bu süreçte dikkatli bir strateji ve sabır gerekmekte.”}