İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na açılan ve Ekrem İmamoğlu’nu da içine alan geniş kapsamlı yolsuzluk soruşturması, 90. duruşma aşamasında önemli bir gelişme gösterdi. Soruşturmanın tamamlanarak 3 bin 809 sayfalık bir iddianamenin hazırlandığı davada, sanıkların savunmaları dün hakim önünde dile getirildi. Duruşma, tutuklu ve tutuksuz sanıkların ifadeleriyle devam ediyor, soruşturmanın karmaşıklığı ve iddiaların detayları kamuoyu önünde şekilleniyor.

İddianamede Ekrem İmamoğlu’na karşı 142 farklı eylemle ilgili toplamda 2 bin 352 yıl ile 828 yıl 2 ay arasında hapis cezası talep ediliyor. Sanıkların savunmaları, bu iddiaların ardındaki olası motivasyonları ve sürecin nasıl işlediğine dair önemli ipuçları sunuyor. Duruşmalarda, sanıkların ifadeleri, soruşturmanın karmaşıklığını ve olayın farklı aktörlerin katılımıyla nasıl şekillendiğini ortaya koyuyor.

Dün savunma yapan tutuksuz sanık Yakup Öner, davanın başlangıcındaki durumları anlatırken, “Dün ilgili kişilerin ödemelere ilişkin tepki gösterip göstermediklerini sormuştunuz. Ben bu soruyu yanlış anladım. Hiç kimse kendisiyle ilgili görüşmelerimizde olumlu tepkilerle karşılamadı durumu doğal olarak. Kimse kendisine bağış dahi olsa bir taleple gidilmesi durumunda hoşnut bir tavır göstermiyor. Bunu özellikle bütün eylemlerim için ifade edebilirim. Yüksek miktardaki ödemeleri hiçbir görüşmede hiçbir iş insanı gönülle ve memnuniyetle karşılamadı. Muhataplar da bu ödemelerden rahatsızlık duyuyor, isteyerek yapmadıklarını da bir şekilde belli ediyorlardı. Pek istemedikleri halde bu ödemeleri neden yapıyorlardı? Açık ve doğrudan bir tehdit olmaksızın mevcut ve gelecekteki ilişkilerin, iş ilişkilerinin bu ödemelere bağlı olduğunu hissediyorlardı. Bu sebeple yapmak zorunda kalıyorlardı” şeklinde konuştu. İmamoğlu ise sanık hallerini reddederek, “Ben burada yaratılan dedikoduyla, tehditle oluşturulan sanık ifadelerini ve bunun üzerinden yürütülen algı operasyonlarını, sanık hallerini, bütün bunları yaratan senaryoyu yazanları reddediyorum. Milletimizin içi rahat olsun, tek bir haram kuruş boğazımızdan geçmemiştir” dedi.

Sanık Mustafa Değercan, reklam sektöründe faaliyet gösterdiği dönemde yaşanan olayları aktararak, “Şirketimin alt tedarikçi ödemeleri olduğundan dolayı sıkıntı yaşamaya başladım. Daha sonra hak edişlerimi almak için sık sık Kültür A.Ş. ile irtibat kurdum. Bana piyasadan İBB ile ilgili her alacak verecek konusunun Emrah Bağdatlı'dan geçtiğini söylediler. Sonra beni BYZAG'in muhasebecisi olduğunu söyleyen Eyüp aradı. Bağdatlı'nın yönlendirdiğini, bu faturaları keseceklerini söylediler. Ben de sebebini sorduğumda ‘Emrah Bey böyle istedi’ diyerek başka bir açıklama yapmadı. Bana kesilen rakamlar alacağımın yanında küçük rakamlardı. Hem alacağımı hem de işimi riske atmak istemedim. Ben bu faturayı hemen ödemedim. Bekleme aşamasındayken yine BYZAG'ın muhasebecisi olduğunu söyleyen kişi beni arayıp ödeme konusunda diretti, ben de kabul etmek zorunda kaldım. Ödeme günü ve saatinin organizasyonunu BYZAG'in muhasebecisi olan Eyüp Bey ile yapıp ilk ödemeyi 65 bin TL olarak 27 Eylül tarihinde gerçekleştirdim. Diğer faturayı da eylülün sonuna doğru ilettiler. Onun ödemesini de ekim ortasında yaptığımı hatırlıyorum. Bu yaptığım ödemeler karşılığı olarak hiçbir mal teslimi kesinlikle almadım. Bu ödemelerim karşılığında parça parça aldığım ödemeler hızlanmaya başladı. Kimseyle bir rüşvet anlaşması yapmadım. Bu ödemeler karşılığında bir menfaat temin etmedim. Bana bu eylem kapsamında parasını ödediğim bileklikler de gönderilmedi, bana teslimi sağlanmadı. Bu süreçte maddi manevi olarak zorlandım” ifadelerini kullanarak yaşananları anlattı.