1920'lerin başlarında, Fransız sömürge yönetiminin Madagaskar'ın güneyindeki tarım stratejileri, beklenmedik ve felaketle sonuçlanan bir olay zincirini tetikledi. Bir tımarlama projesi, aslında bölgenin ekolojik dengesini bozacak, uzun vadede insan yaşamını ve ekonomik yapısını derinden etkileyecek bir başlangıç noktasıydı. Bu girişimin ardındaki motivasyon, tarım arazilerini açmak ve Fransız makamlarının kontrolünde daha verimli bir üretim sağlamaktı.

Fransız makamlarının, bölgeye getirdiği ‘unlu bitler’ adı verilen bir tür kaktüs, kontrolsüz bir şekilde yayılmış ve milyonlarca insanın doğrudan yaşamını etkileyen, yıkıcı bir kıtlık dalgasına sebep olmuştu. 1924'te botanikçi Henri Perrier de la Bathie'nin Vali Genel Marcel Olivier'nin izniyle Tulear bölgesine sevk ettiği bu bitki, başlangıçta raketa kaktüslerini temizleme amacına hizmet etse de, kısa sürede komşu Androy bölgesine yayılarak büyük bir felakete yol açtı.

Tarihsel olarak, 1769'da adaya getirilen raketa kaktüsleri, Antandroy halkı için temel bir geçim kaynağı ve savunma aracı haline gelmişti. Kurak dönemlerde besin kaynağı, yerleşim yerlerinin etrafında koruyucu çit olarak kullanılıyordu. Ancak, Fransız sömürge yönetiminin bu bitkileri kontrolsüz yayması, doğal bir savunma mekanizmasını yıkıcı bir felakete dönüştürdü. Unlu bitlerin hızla çoğalmasıyla, yılda yaklaşık 100 kilometrekarelik bir alanda bitki örtüsü tahrip edildi.

1929'da yayınlanan Fransız sömürge yönetiminin raporuna göre, raketa kaktüsünün bölgede tamamen yok olduğu ilan edildi. Bu istilacı canlı, yaklaşık 500 bin insanın ve 2 milyon civarında büyükbaş hayvanın bulunduğu geniş bir coğrafyayı doğrudan etkiledi. Antandroy göçerleri için hayati önem taşıyan raketa kaktüsünün yok olması, özellikle kurak mevsimlerde sürülerin su ve yem ihtiyaçlarını karşılamalarını imkansız hale getirdi. Bu durum, 1929'da Androy bölgesinde yaklaşık 10 bin sığırın telef olmasına ve yaygın bir hintinciri türünün yok edilmesine neden oldu. Krizden en az etkilenen köyler, kaktüsleri yetiştirmeye devam edebilmişlerdir. Bu olay, sömürgeciliğin ve doğal kaynakların yönetimi konusundaki acı bir ders olarak tarihe geçti.