Kars’ın bereketli toprakları, şimdi bir dönem belediye başkanlığı yapmış Ali Yeğin’in yeni bir serüvenine ev sahipliği yapıyor. Susuz ilçesine yaptığı bu dönüşüm, hem yerel ekonomiye katkı sağlıyor hem de Kars’ın meşhur kazının hikayesini günümüze taşıyor. Yeğin, görev süresinin ardından yöneldiği kaz yetiştiriciliği, 6 yıldır geçim kaynağı olmasının yanı sıra, bölgenin zenginliğini ve doğal güzelliklerini de gözler önüne seriyor.
Yeğin’in çiftliğindeki kazlar, geleneksel yöntemlerle yetiştiriliyor. Yaz aylarında arpa otuyla beslenen bu hayvanlar, kış öncesi ihtiyaçlarına göre hazırlanıyor. 6 aylık süreçte, Kars’ın soğuk havası ve karla buluşacak dönemde kesime hazır hale geliyorlar. Bu süreçte, kazların gelişimi ve etlerinin lezzeti, bölgenin iklim özelliklerinden doğrudan etkileniyor. Yeğin, “Kaz soğuğa kışa kendini hazırlıyor. Daha yağlı uluyor, daha güzel oluyor. Eti çok daha leziz oluyor” diyerek bu durumu vurguluyor.
Ancak bu iddialı üretim sürecinde karşılaşılan en büyük engel, dışarıdan getirilen ve “Kars kazı” adıyla satılan kazlar. Yeğin, bu durumun yerel üreticiler için ciddi bir rekabet sorununa yol açtığını belirtiyor. Dışarıdan getirilen kazların, fabrika atıklarıyla beslenmesi ve farklı yetiştirme süreçleri izlenmesi, Kars kazının kalitesini düşürmesine neden oluyor. “Baya çoğaldı bu, şöyle bir şey var. Dışarıdan çok var. Kars kazı tescilendi. Ama dışarıdan Kars kazı diye getiriyorlar. Kilo ile şimdi bunu kiloyla satarsan zarar edersin,” diyerek bu durumu açıklıyor.
Kars’taki besiciler, Kars kazı adıyla yapılan satışlara karşı uyarıyor. Bu satışların yerel üreticilerin rekabet gücünü azalttığını, sadece isim üzerinden yapılan bir pazarlama stratejisi olduğunu vurguluyorlar. Kars kazının, yalnızca satış sırasında kullanılan isimle değil, yetiştirildiği bölgenin, beslenme biçiminin ve üretim sürecinin de ürünün niteliğini belirlediğini belirtiyorlar. Bu durum, Kars’ın yerel ürünlerine duyarlı tüketicilerin, bilinçli seçimler yapmaları gerektiğini de gözler önüne seriyor.