Finans sektöründe yaşanan karmaşık gelişmelerin ardından, ‘evim’ sistemi olarak bilinen şirketler bünyesinde yatırım yapan bireyler için önemli düzenlemeler hayata geçirilmek üzere. Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) 131 yatırım fonu üzerindeki tasfiye kararları ve bu durumun tetiklediği endişeler, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) harekete geçmesine yol açtı. Bu yeni düzenlemeler, yatırımcıların korunmasını ön planda tutarak, sistemin istikrarını sağlamayı amaçlıyor.

BDDK’nın devreye soktuğu yeni çerçeve, özellikle bireylerin sistemdeki aktif sözleşme sayısını sınırlayarak, daha kontrollü bir yatırım ortamı yaratmayı hedefliyor. Yeni kurallara göre, bir kişi en fazla iki aktif sözleşmeye sahip olabilir; bu sözleşmelerden biri en fazla bir taşıt, diğeri ise en fazla bir konut veya iş yeri olabilir. Bu kısıtlama, bireylerin yüksek riskli yatırımlar yaparak finansal açıdan kendilerini zor durumda bırakmasını engellemek amacıyla getiriliyor. Ayrıca, sistemdeki toplam parasal üst limitler de piyasa koşullarına göre yeniden yapılandırıldı; taşıt finansmanı için 6 milyon 250 bin TL, konut ve iş yeri finansmanı için ise 62 milyon 500 bin TL gibi sınırlar belirlendi. Risk grubunun tüm sözleşmelerinin toplamı da 62,5 milyon TL’yi aşmayacak.

Sistemin güvenliğini artırmak adına, BDDK tarafından getirilen ek önlemler de dikkat çekici. ‘Yüksek tutarlı sözleşme’ tanımındaki eşikler yükseltilerek, araçta 5 milyon TL ve konutta 12,5 milyon TL gibi yeni eşikler belirlendi. Bu tür sözleşmelerin portföy içindeki payı yüzde 5 ile sınırlandırılırken, yeni kurulan şirketlere kademeli bir geçiş süreci tanındı. Finansal Kurumlar Birliği’ne iletilen talimat doğrultusunda, tasarruf sahiplerinin biriken paraları, TL cari/katılma hesaplarında, Hazine’nin faizsiz sukuklarında veya düşük riskli katılım fonlarında güvence altına alınıyor. Riskli varlıklara yatırım yapılması tamamen yasaklanmış, günlük getirisiz bakiyelerin şirket havuzunun binde 2’sini geçmesi engellenerek, birikimlerin korunması sağlanıyor.

‘Evim’ sisteminin işleyiş prensibi, hizmet bedeli (organizasyon ücreti) mantığına dayanıyor; genellikle finansman tutarının yüzde 7’si oranında bir ücret ödeniyor. Finansman tutarının yüzde 45’ine ulaşıldığında, geriye kalan tutar şirket tarafından ödenerek araç veya konut teslimi yapılıyor. Ödeme esnekliği ise, %45’lik kısım peşin verilebileceği gibi taksitlerle de tamamlanabiliyor. Ancak, bu eşiğe ne kadar erken ulaşılırsa, mal teslimatı o kadar hızlı gerçekleşiyor. Sistemde yatırılan taksitlere herhangi bir kar payı veya ‘nema’ işletilmiyor; biriken para tutar olarak sabit kalıyor. Uzmanlar, enflasyonist ortamda paranın erimemesi için %45’lik teslimat eşiğinin 6 ay gibi kısa bir sürede tamamlanmasını en makul yöntem olarak değerlendiriyor.”}P

Kaynak: Sozcu.com.tr