Bahçelievler'de 3 Nisan 2026 tarihinde, hayatı erken son bulan 3 çocuk annesi Yonca Kölge'nin, eski eşi Salih Birinci tarafından gerçekleştirilen vahşi saldırı, adli merhometin derin üzüntüsünü tazeledi. Olay, otel odasında gerçekleşmiş ve hem Kölge hem de çevresi için tarifsiz bir felaket yaratmıştır. Savcılığın hazırladığı detaylı iddianame, sanığın ifadesini ve olay yerindeki bulguları bir araya getirerek, soruşturmanın son aşamasına gelmesini sağlamıştır.
İddianamede yer alan bilgilere göre, sanık Salih Birinci, olay günü maktul ile birlikte otel odasına girmiş ve daha sonra tek başına ayrılmıştır. Sanığın ifadesinde, olay öncesinde maktulun sürekli telefonla iletişim kurması ve bu durumdan kaynaklanan rahatsızlığının, sanığın kontrolsüz bir hal içine sürüklendiği belirtilmektedir. Sanık, telefonun sürekli çalması nedeniyle maktulun elinden telefonu kaparak camdan düşürdüğünü iddia etmiştir. Ancak, bu eylemin ardından yaşananlar, sanığın iradesinin kontrolden çıktığı ve şiddete başvurduğu yönündeki kanıtları güçlendirmektedir.
Sanığın ifadesinde, maktulun kendisine yönelik tehditkar bir tutum sergilediği ve ‘Bırak beni gideceğim, yoksa seni bıçaklarım’ şeklinde bir açıklama yaptığı kaydedilmiştir. Sanık, alkolün etkisi altında olduğu ve olay sırasında kontrolsüz bir davranış sergilediğini kabul etmiştir. Olay yerindeki ölü muayene raporu, maktulun vücudunda 22 adet kesici, delici alet yaralanması tespit ettiğini göstermektedir. Bu korkunç detay, sanığın eyleminin ne kadar vahşi ve planlı olduğuna dair önemli bir gösterge oluşturmaktadır.
İddianamede, sanık Salih Birinci'nin ‘kadına karşı canavarca hisle veya eziyet çektirerek kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası talep edilmektedir. Mahkeme, hazırlanan iddianameyi kabul ederek sanığın yargılanmasına başlaması için uygun ortamı sağlamıştır. Önümüzdeki günlerde, sanığın mahkeme karşısında vereceği ifadeler ve mahkeme heyetinin yapacağı değerlendirmeler, bu trajik olayın kaderini belirleyecektir. Olay, toplumsal dayanışmanın önemini ve şiddetin her türlü biçiminin ne kadar kabul edilemez olduğunu bir kez daha gözler önüne sermektedir.