Türkiye’nin işsizlik oranlarıyla mücadele eden İşsizlik Fonu’nun kaynakları, beklenmedik bir dönüşüm geçiriyor. Ağustos ayı itibarıyla 851 milyar lira bilanço gösteren fon, bir bölümünü kısa sürede sermaye piyasasında değerlendirme kararı aldı. Ancak, bu değerlendirme sürecinin ardından ortaya çıkan 3.4 milyar liralık akış, fonun güvenliği ve amacının korunması konusunda ciddi soru işaretleri yaratıyor. Bu durum, fonun temel görevinden sapıp sapmadığı ve yatırım kararlarının kimler tarafından alındığı gibi tartışmaları da beraberinde getiriyor.

CHP’nin dikkat çektiği gibi, fonun bir kısmı mevduat ve devlet iç borçlanma senetleri dışında sermaye piyasasında yer alıyor. Bu durum, fonun risk profilini yükselttiği ve yatırımcı güvenini zedeleyebileceği endişesini artırıyor. Bu noktada, Takasbank Yönetim Kurulu üyelerinin aynı zamanda Portföy Şirketi Genel Müdürü ve yöneticisi olması, potansiyel bir çıkar çatışması oluşturuyor. Bu durum, fonların yönetimi sırasında haksız menfaatlerin elde edilmesine zemin hazırlayabilir.

Haberler, aynı zamanda AKP Ankara milletvekilinin eşine ait bir GYO şirketinin, fonlarla ilgili para hareketlerinde yer aldığını ortaya koyuyor. Bu durum, siyasi figürlerin doğrudan veya dolaylı yollarla fonların yönetimine dahil olması konusundaki endişeleri pekiştiriyor. Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) yatırım fonlarında yüksek paya sahip yatırımcıların açıklanmasına yönelik yeni düzenlemesi, bu durumun kamuoyuna yansımasının önünü açtı. Aktif Portföy Para Piyasası Katılım Fonu’na yapılan 2.18 milyar liralık yatırımla birlikte, fonun sermaye piyasasında ne kadar risk altında olduğu sorgulanıyor.

SPK’nın bu yeni düzenlemesi, fonların şeffaflığı ve hesap verebilirliği konusunda önemli bir adım olsa da, fonların sermaye piyasasına akışı, bu düzenlemenin etkinliğinin tartışılmasına neden oluyor. Bu durum, fonların amacından sapıp sapmadığı, yatırım kararlarının kimler tarafından alındığı ve kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığı gibi soruların daha da önem kazanmasına yol açıyor. Bu gelişmeler, Türkiye’deki finansal sistemin güvenilirliğine ilişkin endişeleri artırıyor ve fonların daha dikkatli bir şekilde yönetilmesi gerektiğini vurguluyor.