Ekonomik dengeler kritik bir noktada değerlendiriliyor. Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın ağustos ayı verileri, merkezi yönetim bütçesinde 1 trilyon 308 milyar liralık açık olduğunu, bu açığın kaynağının ise faiz ödemeleri olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Aynı dönemde 1 trilyon 988 milyar lira olan faiz yükümlülükleri, bütçenin 680 milyar lira fazla vermesine neden oluyor. Bu durum, bütçe açığının temel nedeninin, halka yönelik enerji destekleri değil, faiz ödemeleri olduğu gerçeğini işaret ediyor.

Bu durumun devamlılığı, vatandaşın yaşam maliyetini artırıyor. Elektriğe gelecekte uygulanacak potansiyel zammalar, piyasa takas fiyatları (PTF) ve konut faturalarındaki uygulamalar, bütçe üzerindeki yükü daha da artırmakta. Mevcut sistemde, enerji desteği hesapları, gerçek üretim maliyetleriyle değil, piyasa koşullarına göre belirlenen PTF'lere göre yapılıyor. Bu durum, maliyetin yanlış bir şekilde hesaplanmasına ve dolayısıyla verimlilik odaklı çözümlerin göz ardı edilmesine yol açıyor. Sorunun çözümü, hanelere destek vermekte değil, enerjinin daha şeffaf ve denetlenebilir bir şekilde fiyatlandırılmasında yatıyor.

Günümüz koşullarında, yüksek elektrik tüketimi, çoğu vatandaşın temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanması nedeniyle ortaya çıkıyor. Dar gelirli hanelerin, eski beyaz eşyalarıyla veya yalıtımsız evlerde yaşadıkları için elektrikle ısınmak zorunda kalmaları, verimlilik artışının önündeki en büyük engel. Konut faturaları, EÜAŞ’ın borsa altı düşük fiyattan sağladığı elektrikle dengeleniyor olsa da, meskene yapılan yüzde 25’lik zam ve bunun sonucunda 100 kWh tüketen bir ailenin faturası 323.8 liradan 453-486 lira aralığına yükselmesi gibi durumlar, vatandaşın yaşam standartlarını olumsuz etkiliyor. Mevcut son kaynak tedarik tarifesi (SKTT) limitleri, PTF üzerinden faturalandırmayı artırarak bu durumu daha da kötüleştiriyor.